Şerh ve İzah

Risale-i Nur’a Göre Kur’an’da Zaman, Tarih ve İnsan – I

Zaman ve İnsan

Zaman ve taşıdığı anlam, binlerce senedir insanlığın zihnini sürekli meşgul eden ve içinden çıkamadığı soruların ortaya çıkmasına sebep olan etkenlerdendir. Zaman mefhumu olmaksızın kâinatın ve insanın kaynağı anlaşılamaz ve tarih anlayışı inşa edilemez. Zamanın sırları üzerinde yapılan incelemeler, kaçınılmaz bir sonun (kıyametin) varlığı ve bununla birlikte onun sadece Allah’ın bilebileceği mesele olduğu sonucunu ortaya çıkarmıştır. Buradan hareketle bizler “Görülen Ayet” olan kâinattan neler anlayabileceğimizi buluruz:

Kur’an-ı Kerim’de iki sure vardır ki, bunların isimleri zaman mefhumuyla bağlantılıdır; Dehr Suresi ve Asr Suresi. Dehr Suresi’nin diğer ismi İnsan Suresidir. Aynı surenin taşıdığı bu iki isim, iki kavramın arasındaki bağlantıya çok ilginç bir şekilde işaret eder.

Kur’anî terminolojide zamanı ifade için kullanılan kavramlar çok geniş bir yelpaze teşkil eder.1 Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz: Asr (yüzyıl, öğleden sonraki vakit), Asr Suresi, 1. ayet; Dehr (uzun bir zaman dilimi), Dehr Suresi, (Bir başka surede ise dalalete sapmış insanların zamanı nasıl ilahlaştırdığını ifade için kullanılan bir kavramdır), Casiye Suresi, 24. ayet; Vakt, (zamanın belirli bir dilimi) Hicr Suresi 37 ve 38. ayet; Aynı kökten türeyen kelimelerden olan “Mevkut” (belirli bir zaman) Nisa Suresi 103. ayet, “Mikat” (tayin edilmiş zaman) ise A’raf Suresi 142, 143 ve 155. ayetler; Hîn (ne zaman ki, iken, vakit), Bakara Suresi, 36. ayet; Yevm (bir gün, bir zaman dilimi), Sebe Suresi 30. ayet, Kasas Suresi 41. ayet, Saffat Suresi 20. ayet, Fatiha Suresi 4. ayette Kıyamet günü, Haşir günü ve Ahiret günü gibi anlamlarda zikredilmiştir. Devir manasında ise, göklerin ve dünyanın yaratılışının anlatıldığı A’raf Suresi 54. ayet, Furkan Suresi 59. ayet ve Hud Suresi 7. ayette zikredilmiştir; Sa’a (an, saat, zaman), dönem manasında A’raf Suresi, 34. ayet; İkinci mana olan saat ise Kıyamet günü ve Mahşer gününün tarif edildiği Rum Suresi, 12. ayette zikredilir. Müddet (bir zaman dilimi, bir vakit) kelimesi, Tevbe Suresi, 4. ayet; Emed (devre, zaman dilimi) kelimesi, Ahiret gününün tarif edildiği Al-i İmran Suresi, 30. ayet; Hukub-Ahkab (uzun bir zaman dilimi, uzun yıllar) kelimeleri şu ayette zikredilir: “Azgınlar orada uzun bir zaman kalırlar…”; El-an (şimdi, şimdiki zaman) kelimesi, Nisa Suresi, 18. ayet; Sermed (sürekli zaman) kelimesi Kasas Suresi, 72. ayet; Ecel (zaman dilimi, sınırlı süre) kelimesi A’raf Suresi, 34. ayet.

Kur’an’da “zaman” kelimesinin geçmiyor oluşu dikkat çekici bir noktadır. Bu kelimenin lügat manası, “kısa veya uzun bir vakit dilimini ifade eden bir isimdir” (ismun li-kalilü’l-vakti ve kesirihi)2 şeklinde ifade edilmiştir. Bu kelime, Müslüman alimlerin teknik lügatlerinde yerini almış, ancak her alimin zaman meselesine yaklaşımlarını ve ortaya koydukları disiplini yansıtır şekilde manalar verilmiştir. Bununla birlikte zaman kavramını kullanırken değişmeyen sabit bir unsur vardır ki, o da bu kelimenin mekânla olan ilişkisidir.

Zaman hakkındaki Kur’anî hitabın farklı lügat manalarını sergilemesi, sadece Kur’anî tarzın ana karakteristiğini değil, aynı zamanda bu vakıanın tabiatını da yansıtır. Zamanla ilgili olarak Kur’an, sadece zamanın özü ve orijini hakkındaki sorulara atıfta bulunmaz.3 Kur’an-ı Kerim farklı zaman türlerine de işaret eder. İnsan için önemli olması hasebiyle belli bir zaman türü üzerine vurgu yapar. Bu açıdan zaman insan için güneşin ve ayın hareketleriyle belirlenmiş bir mefhumdur. Bu zaman türü, ibadetlerin ifa edilmesi, insanın asıl görevinin yerine getirilmesi, faaliyetlerini, işlerini sürdürebilmesi, insan toplumlarının organizasyon ve fonksiyonlarının gerçekleştirilebilmesi için çok önemlidir. Zamanın realitesi çerçevesinde yöneltilen soruya bir cevap arama işlemi çok zor olsa da asla yasaklanmamıştır.

Zaman hakkındaki Kur’anî ifade ve terminolojiden hareketle Müslüman alimler farklı tür ve farklı özelliklerde zamanın bulunduğu sonucuna varmışlardır. Onların yaptıkları tasnifler farklı farklıdır.4 Fakat, iki tür zaman üzerinde yoğunlaşmışlardır:

1) Dünyevî zaman. 2) Metafizik zaman.5

Dünyevî zaman (ez-Zamanü’d-Dünyevî), özel zaman veya fiziksel zaman olarak da bilinir ve uzaydaki cisimlerin (gezegenler ve yıldızların) hareketleriyle belirlenen bir zamandır. İnsanın hayatı bu tür zamanla ölçülür. İbadetlerin bir çoğu bu zamanla ilişkilidir ve Kıyamet Günü de böyle bir zaman mefhumu üzerine kuruludur. Kur’an bu tür zaman üzerinde vurgu yapmıştır. İnsan için. Bu zaman geçmiş, şimdi ve gelecek olarak farklı şekillerde geçerlidir. Kur’an insana geçmişi iyi öğrenmesini, şimdiki zamanı en verimli şekilde değerlendirmesini ve gelecek için ümitvar olmasını tavsiye eder. (Nisa Suresi, 123)

Bu dünyevî zaman içinde, zaman üzerinde gerçekleşen kişisel tecrübelerden kaynaklanan bir vakıa vardır. Bu vakıa, bazı alimler tarafından “Psikolojik Zaman” (ez-Zamanü’n-Nafsî), bazı alimler tarafından “Genişleyen Zaman” veya “Varoluşsal Zaman” olarak isimlendirilmiştir. Bu ifadeler, zaman hakkındaki tecrübelerin kişiden kişiye değiştiğinin bir göstergesidir. Örneğin, tehlike anında elde edilen bir tecrübeye göre o zaman dilimi belki bir yıl kadar uzun gelir. Ama mutluluk içinde yaşanan bir yıl, belki bir dakika kadar kısa hissedilir. Bu vakıanın göstergeleri veya bu zaman türü pek çok Kur’an ayetinde bulunmaktadır; Tevbe Suresi, 118. ayetinde olduğu gibi.

Dünyevî zamanın tam tersi metafizik zamandır (ez-Zamanü’l-Gaybî). Bu zaman türü göklerin ve yerin yaratılışından önce de vardı. Aynı zamanda bunlar yok olunca da varlığını devam ettirecektir. Literatürde bu zaman türünü ifade için “Yaratılış Öncesi Zaman”, “Eskatolojik Zaman” ve “İlahî Zaman” tanımlamaları kullanılır. Bu zaman türü temel olarak şunları içerir: Arşın ve suyun zamanı (ez-Zamanü’l-Arşî), yerin ve göklerin yaratıldığı periyod (Zamanü’l-Halku’s-Semavati ve’l-Ard), Meleklerin ve Ruh’un (Hz. Cebrail’in) yükseldiği zaman (Zamanü’l-Uruc) ve Ahiret zamanı (Zamanü’l-Ahire).

İnsan, bu zaman türlerini ölçme imkânına sahip değildir. Çünkü bu zamanların ölçü birimi, dünyevî zamandan çok farklıdır: “Melekler ve Ruh (Cebrail) oraya miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselip çıkar.” (Mearic Suresi, 4); “Allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra sizin sayageldiklerinize göre bin yıl tutan bir günde O’nun nezdine çıkar.” (Secde Suresi, 5)

Metafizik zaman, Allah tarafından yaratılan diğer zamanlar gibi yine O’nun tarafından yaratılmıştır. Zamanın realitesi ve tabiatı üzerindeki değerlendirmeler Müslüman ilahiyatçılar, filozoflar, mutasavvıflar, fakihler ve tarihçilerin telif ettikleri eserlerde yer almaktadır. Örneğin, ilahiyatçılar Allah’ın Yaratıcı Kudreti, İlmi, İradesi ve Dilemesiyle zaman, zamanın sonu ve eskatoloji arasındaki ilişkiyi değerlendirmişlerdir. Zaman hakkındaki teolojik tanımlamaya bir örnek olarak verebileceğimiz el-Taftazani’nin (1322-1389) Akaidü’n-Nesefi isimli eserinde şu yoruma yer verilir: “Zaman, başlangıcı olan şeyler için tabir edilir. Başlangıcı olan şey ise belli ölçülere bağlıdır… Allah ise bütün ölçü ve sınırlamaların ötesindedir.”6

Filozoflar da aynı şekilde zamanın ne olduğuna, bunun bir varlığa, bir başlangıç ve sona sahip olup olmadığına dair gelen soruları cevaplandırmaya çalışmışlardır.7

Mutasavvıflar, vaktin veya zaman-ı halin öneminden hareketle zamanın realitesiyle çokça ilgilenmişlerdir. Zira Allah’a ulaşmak için katedilmesi gerekli sufi yolun önemli unsurlarından birisi zamandır.

Müslüman fıkıh alimleri, insanların ibadetlerini yerine getirme, haklarını elde etme ve koruma, görevlerini ifa etme gibi faaliyetlerle bağlantılı önemli bir faktör olarak zamanı ele almışlardır. Bu yaklaşımı takip ederek, fukaha, dünyevi zamanla ilgilenmişlerdir. Zamanla ilgili olarak onların kullandıkları literatürde sözlük manasıyla zaman, ecel, müddet ve vakit gibi kelimeler yer alır ve bunlar sıklıkla kullanılır.8 İbadetlerin pek çoğu. (namaz, oruç, hac, zekat, fitre gibi) hep spesifik vakitle bağlantılıdır. İbadetler için tayin edilen spesifik zaman, Allah’ın emirlerine riayet etmek suretiyle O’nunla olan bağlantının yenilendiği vakit manasını taşır.9

Şahıslar hukukunda zaman, taahhüt, nafaka işlemleri, şahitlik, hakları elde etme ve koruma hususları üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Ceza hukukunda, zamana (dehre) lanet etmeye yönelik önemli bir yasak vardır. Bu yasak Ebu Hureyre tarafından nakledilen meşhur bir hadis-i şerifin üzerine kuruludur: “Zamana (dehre) lanet etmeyin. Çünkü onu Allah yaratmıştır.”10

Netice olarak, tarihçilere göre zaman, insanlıkla doğrudan alakalı olaylar için bir iskelet özelliğini taşır. Onlara göre zaman, aynı zamanda geçmişin ve onun yansımalarının organize edilmesi için önemli bir kriterdir.11

Müslüman alimlerin zaman konusundaki farklı yaklaşımlarını zengin bir spektrumla gösterdikten ve Kur’anî hitabın bu konudaki yorumlarını aktardıktan sonra, konu hakkındaki Said Nursi’nin yorumlarına eğileceğiz. Said Nursi’nin zaman konusunda ortaya koyduğu görüşleri ve bu konuda kullandığı terminolojiyi bütün yönleriyle ele almaya çalışacağız.

Said Nursi zamanın manasını, diğer bazı meselelerle birlikte, yaratılışın müzakere edildiği 14. Söz’de, İlahi takdirin (kader) ele alındığı 26. Söz’de, Allah’ın Baki oluşunun anlatıldığı 3. Şua’da incelemiştir.

Bahsedilen bu konular genellikle mütekellimûn (kelam alimleri) ve mutasavvıflar tarafından zaman kavramı çerçevesinde ele alınmıştır. Buna karşılık aynı konu filozoflar, fıkıh alimleri ve kronolojist tarihçiler tarafından bu bağlamda değerlendirilmemiştir.

Zaman ve zamanla ilgili kavramları ifade eden Kur’an ayetlerini yorumlarken Said Nursi şu sözcükleri kullanır: Zaman, ezel, tarih, mazi (geçmiş zaman), hâl (şimdiki zaman) ve istikbal (gelecek zaman).

Said Nursi Risale-i Nur’da, zamanın gerçekliği konusuna işaret eder. Bu dünyevî zamanın ve bu zamanın varlıklar ve dünya üzerindeki, eşya üzerindeki etkisi üzerinde durur. Said Nursi’nin zamanın realitesi hakkındaki yaklaşımlarını ele alırken, biz konuya Kur’anî kozmoloji noktasından yaklaşacağız.


Dipnotlar:

1. Bakınız: Hana E. Kasis, A Concordance of the Quran (Berkeley-LosAngeles-London: University of California Pres, 1982); İbrahim Al-Aki, Al-Zaman fi al-fikr al-Eslami (Beyrut: Dar al-Muntakab al-Arabi, 1993), 58-62.

2. ibn Manzur, Lisan al-Arab (Matbaa Bulaq, 1300 Hb), 17:60

3. Bakınız: Hilmi Abd al-Mun’im Sabir, Al-Waqt fi al-Islam (Kahire: AI-Mu’assasa al-Arabiya al-Haditha, 1988), 43.

4. A.g.e.; Irfan A. Omar, “The Islamic Concept of Time (Iessness)”, 6.

5. Kur’an’da iki tür zamanın olduğuna dair açıklamalar Hilmi Abd Al-Munim Sabir’in AI-Wakt fi al-Islam isimli eserinde yer almaktadır.

6. L.A. Goodman’ın “Time in Islam” isimli eserinden naklen, Asian Philosophy, 2:1 (1997), 17.

7. ibn Sina, Muhammed ibn Zekeriyya al-Razi ve AI-Maarri’nin bu konudaki görüşleri için bakınız: İbrahim al-Ati, Al-Zaman fi al-fikr al-İslami, 95-158.

8. Al-Mawsu’a Fiqhiyya, Al-Kuweyt: Wizarat al-aeq’af wa al-shu’un al-İslamiyya, 1992, 24:5.

9. Bakınız: James R. Lewis, “Sacred Space and Time in Islam”, Studies in Islam, 19:1-2 (1982),173.

10. Sahih Muslim, 4/1 763.

11. Franz Rosenthal, “The ‘Time’ of Muslim Historians and Muslim Mystics”, 20.

Yazar


Avatar