Mana-i Harfi

Yalıtım Mekanizması

“Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür” gibi özlü ifadelerle sıklıkla gündeme getirilen unutma fiili, insanın önemli özelliklerindendir. Özellikle ağır stres ve psikolojik travmalar karşısında ilgili konuları unutmak, insan için büyük bir nimet olur. Kişiyi en fazla rahatlatan savunma mekanizmalarındandır. Mesela, sevdiklerini kaybeden ve ya maddi kayıplara maruz kalan kişinin önemli dayanaklarından biri, olay karşısında yaşadığı yıpratıcı duyguları unutmasıdır. Burada yaşanan genel bir unutkanlık değil, olayla ve olay esnasında yaşanan duygularla ilgili bir unutkanlıktır. Bu da kişiyi sosyal hayatın pek çok yıkımına karşı koruyan önemli bir savunma mekanizmasıdır. Vasat mertebesinde kullanıldığında büyük bir nimettir.

Amerikan Psikiyatri Birliği bu mekanizmayı, “Birey, emosyonel (duygusal) çatışma ya da iç ve dış stres etkenlerine, düşünceleri ilişkili duygularından ayırarak tepki verir. Birey, duygunun bilişsel elemanlarına (örn. Tanımlayıcı ayrıntıları) uyanık kalırken, belli bir düşünceye (örn. Travmatik olaya) eşlik eden duygularla teması kaybeder” şeklinde bir tarif getirmiştir.

Özellikle, bir akrabanın vefatı veya büyük felaketlerin sonrasında olayın oluş şekli, o anda yaşananlar büyük ölçüde hatırlanır. Ancak olaylarla birlikte yaşanan duygular aynı boyutta ya da olay esnasındaki gibi hatırlanmaz. Bir yakınının ölümü ile yıkılmış fert, aynı olayı daha sonra bir başkasına anlattığı esnada aynı duyguları yaşamaz. Belli ölçüde yaşadıkları duygular ise önceki hal ile kıyas bile kabul etmeyecek ölçektedir. Bu da olayın duygu boyutunu sınırlayan ve özellikle oraya yönelik bir unutma fiili yaşandığının işaretidir.

İnsanı bu hayatın ağır yükünden, varlık çarklarının arasında ezilmekten korumaya yönelik olarak verilmiş bir nimet olarak kabul edebileceğimiz bu mekanizma, vasat mertebesinden uzaklaştığında gafletin zemini ya da inkârın bir basamağı olabilir. İnkâr halindeki kişinin son çıkış noktası ve belki de elindeki en iyi şey bu durumdan dolayı hissettiği sıkıntı ve huzursuzluklardır. Ülfet, ünsiyet, kanıksama gibi nedenlerle bu sıkıntı ve huzursuzluklar ortadan kalkarsa, gaflet de artık iflah olmaz bir boyuta ulaşmış olur. Bu, apandisit olmuş hastanın ağrı kesici ilaç alması gibidir. Aslında ağrıları, hastayı çözüm arayışına götürecek ve büyük ihtimalle doğru çözüme ulaştıracak uyarıcılardır. Bu ağrıların ortadan kaldırılması ile problemin çözüldüğünü zannetmek ve bunun rahatlığı ile çözüm arayışını bir kenara bırakmak, sağlık açısından bir felaketi bile netice verebilecek tehlikeli bir yola girmektir.

İbadetlerde tembellik ya da inkâr noktasındaki her insanın yaşadığı bir huzursuzluk ve tedirginlik hali vardır. Bu hal rahatsızlık verici olmakla birlikte, kişinin iyiliğine yöneliktir. Çobanın attığı taş da sürüden ayrılan koyuna rahatsızlık verir, ancak onu kurtlara yem olmaktan korur. İşte vicdan bu rahatsızlıkların dile getiricisi, ruh aleminde İlahi ikazların seslendiricisidir. Bu ses, yolunun doğruluğundan emin olmayan ferde rahatsızlık verecektir. Ancak, bu rahatsızlık vicdanın sesini kısmakla kurtulunması gereken bir durum değil, rahatsızlığa sebep olan yanlışlığın düzeltilmesi ile çözümlenmesi gereken bir durumdur. Aynı hal inkâr psikolojisinde de kendini gösterir; kişi inkârla ilgili yaşadığı sıkıntıları izole edip, unutmaya çalışır. O yüzden bu sıkıntıları hatırlatacak ezan, cenaze arabası, ölümün konu edildiği sohbetlerden uzak kalma eğilimi vardır. Hatta bu yönde özel bir çaba sarf edilir ve bu unsurlarla yüzleşildiğinde sinirlilik, saldırganlık gibi haller yaşanır. Özellikle bu konulara yönelik huzursuzluk, gerginlik, sıkıntı halleri unutulmaya çalışılır ve olaya spesifik bir tavır gelişir. Bu mekanizma zaman içinde başarılı bir sonuç oluşturup, kişinin spesifik olayla ilgili sıkıntılarını unutmasına zemin olabilir. Ancak bu, halinden memnun hasta psikolojisiyle ferdi şifa yerine ölüme götürür. Manevi hastalıklardan ölüm ise ebedi azap, hiçlik, sonsuz bir cehennem, sevginin ve rahmetin mutlak kuşatıcılığından artık hep uzak kalmak gibi anlamlara gelmektedir ki, ferdin hayatında karşılaşabileceği en büyük felaket bu olmalıdır. O yüzden vicdanımızın sesinden duyduğumuz rahatsızlıkları sevmemiz, onların varlığından memnun olmamız gerekir. Her şeyin yolunda olduğu inancı içindeki gaflet şuur boyutunda zifiri karanlığı temsil eder. Belki dünyevi anlamda geçici bir huzur, hatta mutluluk hali gözlenebilir. Ancak bu, kişinin kendi darağacını neş’e içinde hazırlamasına benzer bir aymazlık, küntlük, mental bozukluk gibidir, aklı başında olanları derinden yaralayacak bir haldir.

“Yalıtım” da diğer savunma mekanizmaları gibi özünde hayatı kolaylaştıracak bir nimettir. Ancak vasat halinden uzaklaşırsa gaflet perdesini kalınlaştıran, problemleri çözmek yerine örten ve inkârı katılaştıran gelişmelere zemin olabilir. Bütün savunma mekanizmaları, kuvve-i gadabiyenin vasat mertebesi üzerinde yer almalıdır. İfrat ve tefrit mertebelerinde ya hayatı çekilmez bir azaba dönüştürecek ya da problemleri iyice artıracak olan problemli halden memnun olma noktasına getirecektir. Bütün mahlukatı sonsuz sevgisi ile kuşatan, varlıklar lisanı ile her an bizlere tebessüm edip, sevgi çiçeklerini uzatan Rabb-i Rahim’e, Halık-ı Kerim’e sırt çevirip, bu halden de memnun olabilmek kişinin başına gelebilecek en kötü felâket olmalıdır.

Yazar


Avatar