Makaleler

Miraç

Aziz, Sıddık kardeşlerim,

Leyle-i Miraç, ikinci bir Leyle-i Kadir hükmündedir. Bu gece mümkün oldukça çalışmakla kazanç birden bine çıkar. Şirket-i maneviye sırrıyla, inşaallah her biriniz kırk bin dille tesbih eden bazı melekler gibi, kırk bin lisanla bu kıymettar gecede ve sevabı çok bu çilehanede ibadet ve dualar edeceksiniz. Ve hakkımızda gelen fırtınada binden bir zarar olmamasına mukabil, bu gecedeki ibadetle şükredersiniz. Hem sizin tam ihtiyatınızı tebrikle beraber, hakkımızda inayet-i Rabbaniye pek zahir bir surette tecelli ettiğini tebşir ederiz.
—Said Nursî

Kameri aylardan Recep ayının 27. gecesi Miraç gecesidir. Hicretten bir yıl ya da on yedi ay önce gerçekleşen Miraç olayı, Resul-i Ekrem’in (a.s.m) ruh ve bedeniyle en yüce makamlara yükselişinin, kemalat ve velayet mertebelerinde eşsizliğinin ve Cenâb-ı Hakk’ın en sevdiği kul olduğunun, mahbubiyetinin ispatı olmuştur. Ayrıca, Resul-i Ekrem’in (a.s.m) şahsında insanlığın önüne sınırsız derecede yükselme, mahiyetine konulan istidat ve kabiliyetlerini sonuna kadar kullanarak en yüce makamlara çıkabilme kapıları ardına kadar açılmıştır.

Bu ilahi yolculuğun ve yükselişin iki aşaması vardır. Birincisi, Resul-i Ekrem’in (a.s.m) Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya götürülmesi; ikincisi ise, Mescid-i Aksa’dan başlayıp bütün sema tabakalarında gezdirildikten sonra, yetmiş bin perde tabir edilen bütün sebepleri arkada bırakıp Cenab-ı Hakk’ın zatıyla doğrudan doğruya görüşmesidir. Birinci aşama için, “gece yürüyüşü” anlamına gelen “isra” tabiri kullanılmaktadır. Bu tabir, bunaltıcı sıcak günlerin yaşandığı Arabistan’da yaygın olan ve isra denilen geceleyin yolculuk etme geleneğinden gelmektedir. Kur’an’ın bir suresine de isim olan “isra” merhalesi, İlahi Kelamda şöyle anlatılmıştır: “Ayetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan alıp, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O, her şeyi hakkıyla işiten Semi’, her şeyi hakkıyla gören Basir’dir.” (İsra Suresi: 1)

Resul-i Ekrem’in (a.s.m) eşsiz ilahi yolculuğunun ikinci aşamasına Miraç denilmektedir. Kelime, kök olarak yükselmek anlamına gelen “uruc”tan ism-i alet sigasıyla türemiştir. Bu nedenle Miraç, yükselmeye yarayan alet, vasıta anlamına gelmektedir. Miraç’ta, Resul-i Ekrem (a.s.m), yedi kat sema alemlerinde gezdirilmiştir. Semanın birinci katında Hz. Adem, ikinci katında Hz. İsa ve Yahya, üçüncü katında Hz. Yusuf, dördüncü katında Hz. İdris, beşinci katında Hz. Harun, altıncı katında Hz. Musa ve yedinci katında Hz. İbrahim ile görüşmüştür. Miraç ile yükseliş Sidretü’l-Münteha’ya kadar sürmüştür. “Buradan bir parmak ucu ileri geçecek olursam yanarım” diyerek Sidretü’l-Münteha’da kalan Hz. Cebrail’in (a.s.) yol arkadaşlığının sona ermesi ile birlikte Resul-i Ekrem’in (a.s.m.) tek başına yükselişi başlamıştır. En nihayet, Kab-ı Kavseyn diye tabir edilen imkan ve vücub ortasında bir makama çıkan Resul-i Ekrem (a.s.m.), burada Cenab-ı Hakk’ın ehadiyetine, vasıtasız, perdesiz kelamına ve rü’yetine mazhar olmuştur.

Üstad Hazretleri, Miracın hikmetinin çok yüksek olduğunu, insan düşüncesinin ona ulaşmakta aciz kaldığını belirtmekle birlikte şunları söylemektedir: “Sani-i Mevcudat, bütün mevcudatta intişar eden tecelli-i muhabbetin bütün envaını bir noktada, bir aynada görmek ve bütün enva-i cemalini Ehadiyet sırrıyla göstermek için, şecere-i hilkatten bir meyve-i münevver derecesinde ve kalbi o şecerenin hakaik-ı esasiyesini istiab edecek bir çekirdek hükmünde olan bir Zatı, o mebde-i evvel olan çekirdekten ta münteha olan meyveye kadar bir hayt-ı ittisal hükmünde olan bir Miraç ile, o ferdin kainat namına mahbubiyetini göstermek ve huzuruna celb etmek ve rü’yet-i cemaline müşerref etmek ve ondaki halet-i kudsiyeyi başkasına sirayet ettirmek için kelamıyla taltif edip, fermanıyla tavzif etmektir.”

Miraç, arşa çıkmak için bir yoldur. Resul-i Ekrem’in (a.s.m) Miracının meyvelerinden biri olan ve mirac-ı asgar diye nitelenen beş vakit namaz ibadeti ile her mü’min bu kudsi haleti yaşayarak Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazandıracak en yüksek bir seviyeye çıkabilme şerefini elde edebilmektedir. Miracın yüzlerce meyveleri vardır, yani bu eşsiz yolculuk sonucu birçok İlahi hediyeler rahmet-i Rahman canibinden gönderilmiştir. Bu meyvelerden biri de iman esaslarının göz ile görülmesi sayesinde kâinatın gizli sırlarının açığa çıkmasıdır. Bir başka meyve, ebedi saadet kapılarını açacak anahtarların insanlara hediye edilmesidir. Dördüncü bir meyve, rü’yet-i Cemalullahın her mü’mine mümkün olduğu müjdesinin getirilmesidir. Beşincisi ise, insanın Cenab-ı Hakk’ın katında ne kadar değerli olduğunun ve kâinatın en kıymetli bir meyvesi, neticesi makamında bulunduğunun anlaşılmasıdır.

Yazar


Avatar