Mana-i Harfi

Elma ve Cep Telefonu Aynı Kudretin Eseri

Elektriğin keşfi ile hayatımızda önemli değişiklikler olduğuna inanıyoruz. Gece evlerimizin aydınlanması, fabrikaların çalışması ile irtibatından dolayı yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz hemen hemen her şey; evlerimizdeki buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon gibi cihazlar, sağlığımızla ilgili olarak ameliyathaneler ve tıbbi cihazlar ve günümüz hayatının önemli bir parçası olan bilgisayarlar hep elektrikle ilgili. Kısacası, hayatımızın her alanında elektrik var ve günlük yaşantımızın ne kadar önemli bir parçası haline geldiğini kesilince anlıyoruz.

Elektriğin belki hiç farkında olmadığımız bir işleyiş alanı var ki, o da hayatımızın temel unsurlarından biri; bedenimizde muhteşem bir iletişim ağı olan ve en ince noktalara kadar ulaşan sinir sistemi, hayatımızın merkezinde yer alan kalp atışlarımız gibi pek çok bedeni fonksiyonumuz elektrik akımları ile işliyor. Elektriğin keşfi ile hayatımıza elektrikle bağlantılı olayların girdiğini düşünüyoruz, ancak dünyadaki ilk canlının bedeninde var olan bir gerçek olduğu, Hz. Adem’den bu yana bütün insanların beden fonksiyonlarında ve kalp atışlarında rol aldığı ve doğduğumuz anda, hatta ana rahminde bedenimizin yüzleştiği bir kavram olduğu bilimin ilerlemesiyle ortaya çıkıyor. Uygarlığın, teknik ve sanayiinin hızla gelişiminde temel bir basamak olan elektrik, aslında bedenimizde hep varmış ve hayatımızın zaten önemli bir parçasıymış.

Medeni dünyamızın barajlar ve nükleer reaktörlerle üretilen elektriği, bedende çok muhteşem bir organizasyonla baraj ya da reaktörlere gerek kalmaksızın üretilir. Elektrik sinyali üretiminde ya da elektrik iletişiminde görev alacak bir hücrenin zar kısmının içinde ve dışında iyon adı verilen elektrik yüklü elementler yer almaktadır. Mesela, sodyum ve potasyum pozitif elektrik yüklü iyonlardır. Hücre içinde ve hücre dışındaki sodyum ve potasyum miktarlarının oluşturduğu elektrik yükü farkı, membran potansiyeli olarak adlandırılmaktadır. Bu potansiyelin şartlara göre değişiminden ve hücre içine sodyum, hücre dışına potasyum akışından ve bunun sinir ve kas hücrelerinde konuşmamızı, yürümemizi, gülmemizi ve bütün insani fonksiyonlarımızı netice verecek ölçüde muhteşem bir ahenkle cereyanından vücut içi elektrik ağları, sinir hücrelerinden komplike iletişim ağları ve mükemmel networksler kurulur. Bu elektrik iletimi ile kalp dakikada ortalama 72 kez ritmik şekilde kasılır, akciğerler dakikada ortalama 20 kez şişip, sönerler ve beden bulunduğu her ortamda, her anda, farklı pozisyonlarda, farklı farklı binlerce şekilde bir saat gibi çalışır. Dokulara ihtiyaç duydukları oksijen, glikoz ve mineraller yetiştirilir ve bu esnada sodyum, potasyum barajlarının ürettiği elektrik sinyalleri kaslar ve sinirler boyunca dolaşır, durur. Bitmez bir enerji kaynağı gibidir.

Bu noktada şöyle bir sonuç ortaya çıkmaktadır: Yemekte aldığımız gıdalar ve sofrada bulunan tuzluk arasında muhteşem bir denge var olmalıdır. Sanki sindirim sistemimizden emilen tuz miktarı, o gün hareket edecek milyarlarca kasımızın, algılar ve hareketlerle ilgili trilyonlarca sinirin tek tek ne kadar elektrik sinyali ileceklerine göre ayarlanmaktadır. Beynin çalışması ve bu faaliyetlerin sonucunda ortaya koyduğu ürünler hep bu denge üzerinde yürüyor olmalıdır. Bu da insanlık tarihinde elektriğin keşfi ile insan bedenindeki elektrik sistemi arasındaki ince bağlantıyı ortaya koyuyor olmalıdır. Aslında bir sinir hücresinden diğerine elektrik akımlarının geçişi misali, insanlar arası iletişim ve teknik bilgi birikiminin oluşumu ve nesilden nesile aktarılanların toplamından ortaya çakın bir sonuç olmalıdır evlerimizde yanan ampuller, bürolarımızı donatan bilgisayarlar ve dünyanın her tarafını kuşatan barajlar ve elektrik ampulleri…

Bu ise iradeleri cüz’i, ihtiyarları sınırlı olan insanların kudretinin üstünde bir organizasyon ve kontrolle teknik meyveleri netice verecek tarzda bir işleyişi gerekli kılar. Yani ilmi, iradesi, kuşatıcılığı ile elektron ve ponütrondan termik santrallere ve hatta milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki gezegenlere kadar ulaşabilen sonsuz ve mutlak bir kudret sahibi olmalıdır. Bu ilim ve kudretin sahibi ancak, insanlık tarihi boyunca bilimlerin bilgi birikimini, farlı insanların buluşlarını bütünleştirerek teknolojik nimetleri netice verecek tarzda organize edebilir. Yani insanlığın ortak malı, medeniyetin ürünü ve bilim tarihindeki pek çok meşhur bilim adamının farklı yönlerine katkıları ile ortaya çıkan teknoloji de kalın perdeler gerisinde gizlenmiş ilahi bir nimettir.

Bütün bunların sonucunda muhteşem bir sırrın ucu görünür. O da bir elma ile bir cep telefonunun kudretle bağlantısının aynı ölçüde olduğudur. Araya giden sebepler icracı memurlar olmadığından, bu anlamda ağaç ile cep telefonu üreten fabrika arasında özde bir fark olmamalıdır. Bilim adamları, fabrikayı kuranlar ve bilgi ve becerileri ile bu fabrikada hizmet verenlerin ağacı teşkil eden unsurlardan farkı ise farazi, itibari olan bir cüz’i ihtiyari olmalıdır. Ancak bu cüz’i ihtiyar insani memurları icracılar gibi göstermekte ve katı bir perde haline getirmektedir. Bu da elmayı yaratan ile cep telefonunu yaratanın farklı olduğu şeklindeki yanılgıya bizi düşürmekte; Zat’ı Zül’cemal’in varlığın bütününü kuşatan ve sosyal hayatı da içine alan nimetleri, iltifatları ve teknoloji lisanıyla hitaplarını gizlemekte, gölgelemektedir. Oysa ısırdığımız elma ve kulağımıza götürdüğümüz cep telefonu yanı derecede şükrü gerektirir. İnsani memurların hissesi ise hem diğer insanların teveccühü ile dünyada yaşadıkları haz, hem de cüz’i de olsa ihtiyarlarını külli iradenin arzusu doğrultusunda kullanmaktan dolayı Adil-i Mutlak’ın takdir edeceği mükafattır. Bu memurları değerlendirirken bize düşen ise; nimetleri onlardan bilmemek, ancak cüz’i ihtiyarlarını doğru yönde kullanıp, ilahi kudretin teknolojik nimetleri ihsan etmesine vesile olmalarından dolayı onlar için dua mahiyetinde teşekkür etmektir.

Yazar


Avatar