Hayatı

Bediüzzaman Said Nursî’nin 31 Mart Olayı’ndaki Tavrı-I

31 Mart Olayı, Türk modernleşme tarihini anlayabilmek için kullanılan önemli malzemelerden birisi olmuştur. “İleri” ve “geri” ifadeleri çerçevesinde şekillenen Türk siyasal düşüncesi, ilk kez bu olay sayesinde somut örnek bağlamında ele alınmaya başlanmıştır.

Bu olayın ele alınarak yorumlandığı dönemler büyük ölçüde “hassas devirler” olduğu için, yapılan değerlendirmeler de taraflı ve gerçeği yansıtmaktan uzak olmuştur. 31 Mart Olayından sonra İttihad ve Terakki Partisinin (Bundan sonra İT olarak ifade edilecektir) egemenliği döneminde, olayın içinde bizzat yer alan güçlerin hakim mevkide bulunması, Cumhuriyet döneminde de 31 Mart Olayının yeni siyasal rejimi meşrulaştırmak için kullanılması bu bağlamda yapılan çalışmaları objektiflikten uzak kılmıştır.

Olaya yüklenen bu siyasi fonksiyonun tabii bir sonucu olarak, olayın aktörleri ya göklere çıkarılmış ya da yerilmiştir. Bediüzzaman Said Nursî de o sırada İstanbul’da bulunan, dönemin siyasi, sosyal ve kültürel olaylarıyla ilgilenen meşhur bir alimdir. Gelişen hadiselere yazılı ya da sözlü olarak yorumlar getirerek tartışmalara katılmıştır. Hatta olayın merkezinde yer alan Volkan gazetesine de zaman zaman yazı vermiş1 ve İttihad-ı Muhammedi Cemiyetinin çeşitli faaliyetlerine katılmıştır.2 Onun bu özellikleri isyanla ilişkisini çözümlemeyi daha da zorlaştırmış; ciddi belge çalışması yapmayan ideolojik çalışmaların kolayca malzeme kazanmasına imkân sağlamıştır. Resmi tarih tezleriyle ele alınan bir çok çalışmada Bediüzzaman’ın 31 Mart Olayına katıldığı ve isyanı çıkaranlardan olduğu anlatılmış; ayrıca 31 Mart çeşitli boyutları gözlerden uzak tutularak, sadece bir “irtica” hareketi olarak yorumlanmıştır.

Biz bu çalışmamızda, 31 Mart Olayını iki sürece sahip bir askeri ihtilal olarak ele alıyoruz. 13 Nisan 1909’da ayaklanan alt düzey askerlerin nasıl ki, meşru yönetimden bazı talepleri olmuşsa, bu ayaklanan askerleri bastırmak için gelen Hareket Ordusunun da meşru yönetimden talepleri olmuş; hatta meşru yönetimi ortadan kaldırmışlardır. Yani birbirini takip eden iki süreç, iki ihtilal söz konusudur. Her iki süreçte de meşru hukuk düzenine karşı bir başkaldırı söz konusudur. Elimizdeki bilgiler resmi tarihte ifade edilen, isyancıların Meşrutiyeti kaldırmak istemesine mukabil, Hareket Ordusunun meşru bir şekilde gelerek Meşrutiyeti kurtardığı görüşünün doğru olmadığını gösterir. Aşağıdaki satırlarda görüleceği gibi, isyancıların Meşrutiyet yönetimini değiştirme amacında birleşen bir topluluktan oluştuğunu söyleyemeyiz. Ayrıca Hareket Ordusu meşru nizam içerisinde hareket ederek asayişi sağlayan bir güç de değildir. Ülkenin meşru yönetimine rağmen bu eylemi gerçekleştirmiştir. Her iki hareket de meşru yönetimi baskı altına alarak isteklerini kabul ettirmeye çalışmışlar, birinci hareket başarısız, ikincisi başarılı olmuştur. Dolayısıyla bu hareketlerden birisinin yanında olmak, diğerinin karşısında olmak gibi bir durum söz konusu değildir. Çalışmamızda, bu ilkelerimizi koruyarak Bediüzzaman Said Nursî’nin 31 Mart olayındaki yerini tespit etmeye çalışacağız. Bunu yaparken dönemin olaylarını da kronolojik sırası içinde özetleyeceğiz. Olayın basındaki yansımaları, çeşitli telif eserler ve 31 Mart ifadeleri en önemli kaynaklarımız olacaktır.

Çalışmanın sınırlarını iki süreç içerisinde ele alacağımızı belirtmiştik. Birinci sürecin köklerini isyandan aylar öncesine kadar götürmek mümkündür. Meşrutiyetin ilanı sırasında Sadrazam olan Avlonyalı Ferit Paşa’dan sonra Said Paşa Sadrazam olmuş, onun yerine de Kâmil Paşa Sadrazam olmuştu. Kâmil Paşa’nın usulsüz olarak3 görevinden alınarak yerine Hilmi Paşa’nın getirilmesi, huzursuzlukların artmasına zemin hazırlamıştır.4 İşte, Kâmil Paşa hükümetinin 13 Şubat 1909’da güvensizlik oyu alması üzerine, Hilmi Paşa hükümetinin kurulması ilk süreci başlatmıştır. Bu tarihten -Hareket Ordusunun oluşmaya, kamuoyunun isyancıların aleyhine dönmeye başladığı- isyanın altıncı gününe (18 Nisan 1909) kadar geçen süreyi, “birinci süreç”; 5 Mayıs 1909’da yeniden Hüseyin Hilmi Paşa hükümetinin kurulmasına kadar geçen süreyi de “ikinci süreç” olarak isimlendireceğiz.5

Birinci Süreç: İhtilalin Zemini

II. Meşrutiyet, Osmanlı devletinde yeni bir siyasal yapılanma getirmekten ibaret kalmamış; aynı zamanda, yeni bir zihniyet yapısı da getirmiştir. Bu zihniyet yapısı da yeni uygulamalardan memnun olmayan kesimlerin artmasına neden olmuştur. Bu açıdan olayı tek bir nedene bağlayarak açıklamak güç olduğu gibi, doğru da değildir.

Konu üzerinde çalışma yapan ya da olayı yaşayanların üzerinde durdukları nedenler farklı farklıdır. Ahmet Bedevi Kuran, isyanın çıkışındaki önemli etkeni “hükümetin idaresizliği ve hürriyeti kendi görüşüne göre tahdide kalkışması” olarak görür.6 İsmail Hami Danişmend, olayın zemininin oluşmasında en önemli payı, Volkan ve Mizan gazetelerinin kışkırtıcı rolünde bulur.7 Cevat Rifat Atilhan’a göre, 31 Mart Olayı, Siyonistler tarafından kendilerine Filistin’de toprak vermeyen Abdülhamid’i tahttan indirmek için yapılmıştır.8 Olayı yaşayan kişilerden olan Mustafa Turan yine 31 Mart Olayını tertipleyenlerin Yahudiler olduğu kanaatindedir.9 Derviş Vahdeti, Divan-ı Harb-i Örfi’deki savunmaları sırasında isyanın aylar öncesinden hazırlanmış planlı bir hareket olduğunu, bunu da Kâmil ve Said Paşa’ların yapmış olabileceğini söyler.10

Bediüzzaman da 31 Mart Olayının çok nedenli olarak anlaşılması gerektiği görüşündedir. Ona göre, ihtilali hazırlayan huzursuzlukların kaynağı; İT’in istibdat ve baskısı, fırkaların tartışma konusu olan bakanların değişmesi, II. Abdülhamid’in tahttan düşürülmesini engellemek, askerlerin hislerine ve dini hassasiyetlerine muhalif durumları önlemek, Hasan Fehmi Beyin katillerini bulmak, kadro haricine çıkanları mağdur etmemek ve Meşrutiyetin ilanından sonra hürriyet adına asayişi ihlal eden ve ahlaksızlığı yaygınlaştıran tavırlara engel olmak gibi durumlardır.11

Tabii olarak bu huzursuzlukların/taleplerin makes bulduğu yerler gazetelerdi. Bunların içinde de en dikkat çekenleri Volkan, Mizan ve Serbesti gibi gazetelerdi. Ancak, Volkan gazetesi İttihad-ı Muhammedi Cemiyetinin yayın organı olduğu için bu gazetenin muhalefet gücü daha fazladır. Adı geçen gazetelerde siyasi muhalefet yapılmakla beraber, Meşrutiyet yanlısı olmaları dikkate değerdir. Mesela, 11 Aralık 1908’de yayınlanmaya başlayan Volkan gazetesi, Kanun-i Esasi’den, evrensel barıştan, ilmi çalışmalardan yana bir gazeteydi. Siyasette İT’ye muhalifti. İT’in ileri gelenlerinden Ahmet Rıza ve İT’in sivil ileri gelenlerini eleştiriyordu. Bunun yanında, Prens Sabahattin Bey’i ve Kâmil Paşa’yı da destekliyordu. Gazete siyasi olarak 3 Nisan 1909’da Ayosofya’da okutulan bir mevlütle kurulan İttihad-ı Muhammedi Cemiyetini destekliyordu.12 Bu arada İT’nin İstanbul teşkilatı baskı politikalarıyla toplumun belli bir kesimini rahatsız ediyordu. İT’e muhalefet etmek yasaklanıyor, susmayan ya da tehdide kulak asmayanlar da öldürülüyordu. Nitekim, Serbesti gazetesi başyazarı Hasan Fehmi de bunlardan birisiydi.13

31 Mart Olayının ortamını hazırlayan diğer bir etken de ordudaki huzursuzluktur. Hürriyetin ilanı ile birlikte orduya hakim olan Harbiye Mektebi mezunu subayların kurmağa çalıştıkları yeni düzenden ileri geliyordu. Harbiyeli subayların, Harbiye mezunu olmayan, alaylı denilen subayların ordudaki sayı ve rollerini azaltmak için teşebbüse geçmeleri alaylı zabitleri rahatsız etti.14 Zaten işten çıkarılarak sokaklara terkedilen insanlar, isyanın başlamasında en önemli rolü oynamışlardır. I. Ordudan kadro dışına çıkarılan 1400 alaylı zabit, problemlerini açığa vurmak için bekledikleri zemini sokak gösterilerinde, miting ve yürüyüşlerde bulmuşlardır.

İstanbul’da asayişin bozulması, can güvenliğinin kalmaması, dükkânların talan edilmesi gibi sıkıntılı vaziyete rağmen, bazı fedakârlar Meşrutiyetin müdafaa ve muhafazası için elden geldiği kadar çalışmışlar ve hatta neşriyat yapmışlardır.15 Bediüzzaman Said Nursî de bunlardan birisidir. Bediüzzaman, bu dönemde, huzursuzlukları gidermek, askerlerin zabitlerine karşı itaatini sağlamak için yazılar yazıyor, onlara hitaben konuşmalar yapıyordu. Bayezit’te talebenin mitinglerinde, Ayasofya mevlidinde ve Ferah tiyatrosunda heyecanı teskin edici konuşmalar yapmıştır.16

Ahmet Bedevi Kuran’a göre, isyanı önlemeye çalışanlardan birisi de Prens Sabahaddin’dir. Sabahaddin Bey bir beyanname yayınlayarak askerlerin taşkınlıklarını önlemeye çalışmıştır.17 Bundan başka Cemiyet-i İlmiye-i İslamiye’nin bu bağlamdaki rolünü unutmamak gerekir.18 Gazeteler ve çeşitli derneklerde Meşrutiyeti koruma noktasında kararlar almışlardır. Mizancı Murat, Serbesti sahibi Mevlanzade Rifat, Sabah gazetesi namına Ali Kemal beylerle Volkan gazetesi sahibi Derviş Vahdeti ve bazıları da Beyoğlu’nda Kroker otelinde toplanarak asilere karşı takip olunacak hatt-ı hareket hakkında mühim kararlar almışlar ve Meşrutiyetin tehlikeye düşmemesi esasları üzerinde mutabakat sağlamışlardı. Hatta Cemiyet-i İslamiye-i İlmiyenin beyannamesi üzerine, Ermeni Taşnaksuyon cemiyeti de bir beyanname neşrederek bütün fırka ve cemiyetleri ittihada çağırmıştı. Bunun üzerine Tokatlıyan’da toplanan; Osmanlı İT Cemiyeti, Osmanlı Fırkası, Ermeni Taşnaksuyon, Rum Cemiyet-i Siyasiyesi, Fırka-ı İbad Demokrat, Arnavut Başkım Kulübü, Kürt Teavün Kulübü, Çerkes Teavün Kulübü, Bulgar Kulübü, Mülkiye Mezunları Kulübü, Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye gibi kulüp ve cemiyetler ile Osmanlı gazeteleri mümessilleri tarafından (17.04. 1909) aşağıdaki esaslar karar altına alınmıştır:

“Evvela, idare-i meşrutanın bekasını müdafaaya sai [çalışan] olmak.

“Saniyen, Gazetelerin neşriyatını bu emele göre tevhid eylemek.

“Salisen, Meclis-i Mebusan’ın hiçbir taraftan tehdidine meydan bırakmamak.

“Rabian, Bu maksadı temin için yukarıda isimleri geçen “Heyet-i Müttefika-i Osmaniye” arasından muhtelit bir encümen teşkil eylemek. Bütün topluluklar memleketin istikrarı ve Meşrutiyetin muhafazasında birleşiyorlardı.”19

Bu hareketli fikir ve eylem ortamının şiddete dönüşmesi, 6 Nisan’da İT’in muhalifi Serbesti gazetesinin başyazarı Hasan Fehmi’nin Galata köprüsünden geçerken öldürülmesi ile başladı. İkdam gazetesine göre, katilin Hasan Fehmi’yi öldürürken gazetenin sahibi Mevlanzade Rifat’ı kastererek, “Mevlan!” diye bağırmış olması ve subay kıyafetinde bulunması20 kamuoyu tarafından cinayetin İT’in siyasi cinayetlerinden olarak algılamasına neden olmuştur. 8 Nisan’daki cenazesinde 30-40 bin kişi vardı. Toplumun bütün kesimleri yer almıştı. Ulema, resmi görevliler, İlmiye öğrencileri… herkes oradaydı.21 Serbesti gazetesi, başyazarının ölümünden sonra çıktığı ilk nüshasında, ilk sayfayı boş bırakmış, sadece ölüm haberini küçük puntolarla yazmıştı.22 “Basın hürriyeti şehidi” şeklinde tanımladığı Hasan Fehmi’nin ölümü olayıyla ilgili olarak; padişahı, hükümeti ve Meclis-i Mebusan’ı suçluyor, ayrıca, cenazeye katılanlara teşekkür ediyordu.23

Şimdi isyanın başlamasından II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesine kadar geçen 15 günü sırasıyla inceleyelim:

Birinci Gün:24 “İtaat muhtel, nasihat tesirsiz.”

İsyan, 12 Nisan Pazartesi’yi 13 Nisan Salı’ya bağlayan gece yarısında Taşkışla’da bulunan 4. Avcı taburunun askerlerinin ayaklanmasıyla başladı. Bu askerler subaylarını bağladıktan sonra kışlalarından silahlı olarak çıkıp, Sultanahmet’e gelerek Meclis-i Mebusan’ı kuşattılar. Ayrıca başka kışlalara da giderek oradaki askerleri de isyana teşvik ettiler. Bunun üzerine sabah olunca Kılıç Ali, Taşkışla askerleri ve Beyoğlu Numune Topçu Alayları ve Yıldız’daki 5. 6. ve 7. Alayların askerleri Sultanahmet’te toplanmış bulunuyorlardı. Bu kalabalığın önderi konumunda olan, Arnavut Hamdi Çavuş, Bölük Emini Mehmet ve Kamacı Ustası Arif isimlerinde üç askerdi.25 Akşin’e göre bu kalabalığın içinde Derviş Vahdeti’de vardı.26

Aynı gün öğle saatlerinde, kalabalık bir küme halinde ve askerlerle birlikte ulema Divanyolu’ndan geliyordu. Kafileye yolda rastlayan birçok ilmiye öğrencisi de katılmıştı. Askerler selam dururken ulema da tekbir getirerek alana girdi. Volkan yazarı Lutfi’nin deyimiyle, “Mebusan dairesinin önü bembeyaz kesildi. Herkeste hissiyat-ı diniye galeyana geldi.”27

İsyan eden askerler, “Harbiye Nazırını ve Birinci Ordu Kumandanı Mahmut Muhtar Paşa’yı istemeyiz!”28 diye bağırıyorlardı. Eski Harbiye Nazırı Nazım Paşa’nın yeniden göreve getirilmesi isteniyordu.29 Bu sırada Meclis-i Mebusan’a gelen Başyaver Ali Cevat, askerleri teskin etmek için bir konuşma yaptıktan sonra isteklerinin kabul edildiğini, Harbiye Nazırlığına Yunan Savaşı komutanı Gazi Ethem Paşa’nın atandığını bildirdi. Asker bu olaya karşı sevincini alkışlarla bildirdi. Ethem Paşa askerin istediği değilse de itiraz edeceği bir kişi de değildi.30 Kabine, Şeyhülislamdan isyancıların ne istediklerini öğrendikten sonra istifaya karar verdi. Sadrazam, Harbiye Nazırı ve Maarif Nazırı Abdurrahman Şeref Bey saraya giderek kabinenin “bizzarure ve bilmecburiye” istifa eylediğini bildirdiler. Bu sırada Lazkiye mebusu Arslan Bey, Hüseyin Cahit’e benzetildiği için isyancılar tarafından öldürüldü.31 Ayrıca, Adliye Nazırı Nazım Paşa da öldürüldü. Yanındakilerden Bahriye Nazırı Rıza Paşa da ayağından vurularak yaralandı. Basından İkdam, Osmanlı, Volkan, Mizan ve Serbesti ayaklanmadan yana tavır koydular.

İstanbul’da bütün bu gelişmeler olurken, Bediüzzaman olayın mahiyetini anlamaya çalışıyordu. Bir süre dışarıdan izledi. Daha önce nedenleri içerisinde değindiğimiz gibi, çok farklı isteklerin ifade edildiğine şahit oldu. Ancak, yedi renk süratle çevrilirse yalnız beyaz göründüğü gibi, sadece “lafz-ı şeriat”ın göründüğüne şahit oldu. Bunun üzerine, isyanı nasihatla önlemek istedi; ancak, olayın boyutları çok büyük olduğu için nasihatin tesirsiz kalacağından dolayı, oradan uzaklaşarak Bakırköy’e gitti. Rastladığı tanıdıklarına da karışmamalarını tavsiye etti. İsyan bölgesinden uzaklaşmasının nedeni kendisinin ortalıkta görünmek istememesiydi. Çünkü, çevrede görünmesi halinde, isyanı desteklediği yönünde yanlış bir kanı ortaya çıkacak ve yeni iştirakler olacaktı.

Ayrıca isyana karıştığını iddia edenlere karşı; şayet isyana karışmış olsaydı, tanınmış bir kişi olmasından dolayı, kendisini gizlemesinin mümkün olmayacağını, dolayısıyla da dahlinin herkes tarafından bilineceğini söyler. Şayet isyana karışmış olsaydı, Hareket Ordusuyla mücadele edeceğini ve o yolda öleceğini ve dahlinin bedihi olacağını belirtir.32 Bu bilgilerden net bir şekilde anlaşıldığı gibi, Bediüzzaman isyanın gidişini izlemiş, tasvip etmediği için katılmamıştır.

Dipnotlar:

1. Bediüzzaman Said Nursî’nin Volkan gazetesiyle organik bir bağının olmadığı anlaşılmaktadır. Divan-ı Harb-i Örfi’de Derviş Vahdeti’ye sorulan bir soru üzerine verdiği cevabı bu görüşü doğrulamaktadır. Hakim Derviş Vahdeti’ye sorar:
“Ücretsiz olarak gazetenizde muharrirlik edenler kimlerdir?
Vahdeti: Edirnekapısı civarında ikamet ettiğini zannen bildiğim. Ömer Farukî Efendi ve Enderuni Lütfi Efendi gazeteye ekseriya makale yazan muharrirlerdendir. Bunlardan başka hariçden de mektuplarla verakalar gönderirlerdi. Onları da imzalarıyla gazeteye dercederdim.” Bu ifadelerden Bediüzzaman’ın hariçten yazı veren yazarlardan olduğu anlaşılmaktadır.

2. 31 Mart ifadelerinde geçen bir olay bu söylediklerimizi doğrulamaktadır. Divan-ı Harb-i Örfi ifadelerinde Gebzeli 23 Yaşındaki Selahaddin Efendinin sorgulaması sırasında şöyle bir konu geçer:
Soru: Volkan gazetesi muharriri Derviş Vahdeti Efendiyi tanır mısınız?
Cevap: Gebze Belediye Eski Reisi Mehmed Efendi adında biri Gebze’de İttihad-i Muhammedi Cemiyeti şubesini kuşadetti. Orada mevlut okutacaktı. Bediüzzaman’ın mevlutte hazır bulunması için bana bir tezkere verdiler. Volkan idarehanesinde Vahdeti Efendi’yi gördüm, tanıdım. Evvelce hiç tanımazdım.
Soru: Neye dair görüştünüz?
Cevap: Bediüzzaman’ın Gebze’ye gönderilmesi için söylediğimde ‘cemiyetin birçok şubeleri vardır. Her şubenin küşadında birisinin gitmesi lazım gelir. Bu da kaabil değildir. Kendileri yapsınlar’ dedi. Meşguldü, başka bir şey konuşmadı ve Volkan idarehanesine başka bir zaman gitmedim.”

3. İbnülemin Mahmud Kemal İnal, Son Sadrazamlar, C. III, İstanbul, 1982, s. 1400

4. Ahmet Bedevi Kuran, İnkılap Tarihimiz ve İttihad Terakki, Tan Matbaası, İstanbul, 1948, s. 252

5. Konuyu iki süreç çerçevesi içinde ele alarak incelememizin en önemli sebebi, 31 Mart olayına dair yapılan çalışmalarda gözden kaçırılan bir noktaya dikkat çekmek istememizdir. Resmî tarih tezlerinde meşrû yönetime karşı çıkan isyancılar kötülenirken, yine meşrû yönetime karşı çıkan Hareket Ordusu övülmektedir.

6. Ahmet Bedevi Kuran, İnkılap Tarihimiz ve ‘Jön Türkler’, Tan Matbaası, İstanbul, 1945, s. 276

7. İsmail Hami Danişmendi, Sadrazam Tevfik Paşa’nın Dosyasındaki Resmi ve Hususi Vesikalara Göre: 31 Mart Vakası, İstanbul, 1986

8. Cevat Rifat Atilhan, 31 Mart Faciası, Aykurt Neşriyatı, İstanbul, 1959, s. 79, 196

9. Mustafa Turan, Taşkışla’da 31 Mart Faciası, Üçdal Neşriyat, İstanbul, 1966, s. 10

10. 31 Mart İfadeleri

11. Bediüzzaman Said-i Nursî, Divan-ı Harbi Örfi, İstanbul, 1993, s. 44

12. Sina Akşin, Şeriatçı Bir Ayaklanma 31 Mart Olayı, İstanbul, 1994, s. 33, 34

13. Kuran, İttihad ve Terakki, s. 253

14. Akşin, age., s. 38

15. Kuran, İttihad ve Terakki, s. 253

16. Nursî, Divan-ı Harbi Örfi, s. 26

17. Kuran, İttihad ve Terakki, s. 253

18. Sadık Albayrak, 31 Mart Gerici Bir Hareket mi?, Bilim-Araştırma Yayınları, İstanbul, 1987, s. 36

19. Kuran, İttihad ve Terakki, s. 255

20. İkdam, 8 Nisan 1909

21. İkdam, 9 Nisan 1909

22. Serbesti, 26 Mart 1325

23. Serbesti, 10 Nisan 1909/28 Mart 1325

24. 13 Nisan 1909/31Mart 1325/22 Ra 1327

25. İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, C. IV, İstanbul, 1972, s. 372

26. Akşin, age., s. 47

27. Lutfi, “Dünkü Hal”, Volkan, (14 Nisan 1909)

28. Ali Cevat Bey, İkinci Meşrutiyetin İlanı ve Otuzbir Mart Hadisesi, Ankara, 1991, s. 52

29. İkdam, 5 Nisan 1909

30. Ali Cevat Bey, s. 54

31. Akşin, age., s. 60

32. Nursî, Divan-ı Harbi Örfi, s. 32

Yazar


Avatar