Mana-i Harfi

Yadsıma

Küfrün alt yapısını oluşturan psikodinamik mekanizmalardan biri de yadsıma mekanizmasıdır. Çünkü, küfür genellikle reddetme üzerine oturtulmuş bir inanç şeklidir. Hatta bu bir inanç da değildir. Çünkü, bu yaklaşımın esasını inanmama teşkil ediyor.Bu mekanizmaya Amerikan Psikiyatri Birliği’nin getirdiği tarif şu şekildedir: “Birey, emosyonel (duygusal) çatışma ya da iç ve dış stres etkenlerine, başkalarınca bilinen öznel yaşantıları ve acı veren bazı dış gerçekleri reddederek tepki verir. Psikatik yadsıma terimi, gerçeği değerlendirme yetisinin ileri derecede bozulduğu durumda kullanılır.” Bu hal sıklıkla ölümlerde ve ağır kayıplarda gözlenir. Bir yakının ölümünden dolayı hissedilen büyük duygusal çatışma ve büyük stres karşısında fert, ölüm olayını kabullenmekle kendini koruma eğilimine girer. Hazreti Ebu Bekir’in (r.a.) Peygamberimiz’in (a.s.m.) vefatını işittiğindeki ilk insani tavrı da muhtemelen bu mekanizma ile gelişmiştir. Hazreti Ebu Bekir Hazreti Ömer’in (r.a.) ikazı ile ölçülü ve Kur’ani tavrına dönmüştü.

Genelde bütün ağır kayıplarda gelişen psikolojik refleks, olayı reddetme şeklindedir. Ancak normal süreç zamanla bu refleksin gerçeği kabullenme ve farklı mekanizmaları devreye sokarak yeni hayata adapte olma şekline girer. Bu sürecin işlemediği hallerde patolojik haller gelişir. Bu kaçış ve yadsıma zamanla kuvvetli bir inanç haline dönüşebilir. Hatta zamanla psikoz boyutuna, yani harici gerçeklikten iyice kopup kendi iç dünyasının gerçekleri ile yaşama tarzına dönüşebilir. Bu anlamda küfür de psikatik boyuta ulaşmış bir yadsımaya benzer. Başlangıçta, kulluk vazifeleri ve karşılığında ortaya konan ceza ve azaplar bir duygusal çatışma ve stres unsuru olur. Farklı mekanizmalarla gelişen bir tembellik ve gaflet hali ile kulluk görevlerini yerine getirmeyen fert için Allah’ın varlığı bile bir stres faktörü ve duygu aleminde çatışmaların bir sebebidir. Buna karşı geliştirilebilecek en ilkel ve primitif tavır yadsıma, yani reddetmedir. Bu tavır entelektüel bir faaliyetin, yani üst düzey beyin fonksiyonlarının bir ürünü olmaktan çok alt düzey hayvani fonksiyonların sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Derin tendon refleksi denen, yani refleks çekici ile kasın uyarılması durumunda kol ya da bacağın sergilediği refleks tarzı hareketlere benzer. Uyarının oluşturduğu kontrolsüz bir tavırdır. Bu tavır, her insanda, insan olma özelliğinden dolayı, daha doğrusu hayvani özelliklerinden dolayı varolan bir durumdur. Heyecan, korku, endişe gibi daha çok kontrol dışı gelişen psikolojik reflekslere benzer. Yani üst düzey beyin fonksiyonlarının, korteksin işleyişi sonucu değil, alt düzey sinir sisteminin işleyişinin bir tezahürü gibi gözlenmektedir. İşte küfür ya da Allah’ı inkâr böylesi bir psikolojik refleksin ürünü olarak ortaya çıkar ve ardından bu tavrı destekleyici farklı mekanizmalar devreye girer. Benliğin ön plana çıkması, varlık aleminde gözlenen sebep-sonuç bağlantıları, aynı yolun yolcularından gelen telkinler ve en önemlisi lümme-i şeytaniye denen odaktan ruh alemine yansıyan sıkıntı ve vesveseler hemen devreye girip bu psikolojik refleksi destekleyici, güçlendirici rol oynarlar ve ferdi istikametli yoldan uzaklaştırmaya çalışırlar. Bu durumda tek çıkış yolu vicdanın Hazreti Ömer’in (r.a.), Hazreti Ebu Bekir’e (r.a.) karşı takındığı tavrı takınması, uyarı görevini yerine getirmesi ve ferdin buna kulak vererek tövbe ve istiğfar noktasına gelmesidir. Aksi takdirde inkâr arzusu pekişmiş bir inanca dönüşür ve ferdin alemini bütün güzelliklere ve esmânın ışıl ışıl dünyasına kapatır.

Küfür özünde örtmek, kapatmaktır. Yadsıma mekanizması ise küfre giden başlangıç taklalarından biridir. Özellikle imani konularda; gerçeklerden kaçış, ölümden kaçış, ezan sesinden kaçış, vicdanın sesine kulak tıkayış ferdin problemlerine çözüm değil, çözümsüzlük getirecektir. Bir yaratıcı fikri artık reddedilemeyecek şekilde her ferdin hayatına girmiştir. Bilimler ve varlık aleminin normal aklı getirdiği nokta hep aynıdır. Redleri ön plana çıkarıp psikatik boyuttakine benzer şekilde hayat tarzı haline getireceğimize, kabulleri öne çıkaralım ve müsbetliğin, varlık ve aleme olumlu bakışın, olumlu cümlelerin, kabullerin, benimsemelerin tadını çıkaralım. Red uzlaşma, kabul yaklaşmadır; red yokluk, kabul varlıktır; red olumsuzluk, kabul olumluluktur. Ferdin fıtri, ruhi ahengi olumluluklardadır. Çünkü, “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” hitabını olumlu hale getiren, kendisi de olumluluğun anahtarı “evet”i ifade eden “Belâ” cevabını vermiş bir öz taşımaktadır. İnsan özünde olumlu, kabule ve varlığa yönelik bir varlıktır. Olumsuzluklar, kaçışlar, inkârlar, küfürler insanı fıtratından, aslından uzaklaştırmaktadır. Refleksleri ile değil, şuur boyutu ile yaşayan bir ferdin hayatında yadsımalar değil, benimsemeler asıl olmalıdır.

Yazar


Avatar