Mana-i Harfi

Savunma Mekanizmaları ve Başaçıkma Şekilleri

İnsan psikolojisi üzerinde etkili olan iç ve dış baskı unsurlarına karşı, ruhta, bazı savunma mekanizmaları gelişmiştir. Bu mekanizmalar yerinde ve ölçülü kullanıldığında, ruhu psikolojik travmalara ve strese karşı koruyacak ve günlük hayatın çok yönlü etkileri karşısında yıkımı engelleyecek yönde etki ederler. İşaratü’l İ’caz’da Bediüzzaman’ın Fatiha Suresinde geçen “sırat-ı müstakim” terimini tarif ederken ortaya koyduğu ölçü, aslında ruh sağlığı açısından da temel kriterleri içermektedir. Savunma mekanizmaları içinde ele alabileceğimiz kuvve-i gadabiyenin istikametli, doğru istimali vasat mertebesi olarak ortaya konmaktadır. Bu, Fatiha Suresinin tefsirinde yer alan bir hüküm olduğu için, aslında insan hayatına ve ruhuna onu Yaratan tarafından getirilen ölçüleri ifade etmektedir. Yaratılanı en iyi tanıyacak Yaratan olduğuna göre, yaratılan şuur sahipleri için en akılcı yol Yaratanın ortaya koyduğu hükümlere uymaktır. Yüzünün şeklini bile fotoğraf makinaları ve aynaların ifade ettiği ölçüde tanıyan, belki ömrü boyunca sırtını ve neşesini hiç görmemiş bir insan kendini tam anlamıyla tanıdığından ve henüz göremediği başka yönlerinin bulunmadığından nasıl emin olabilir? Savunma mekanizmaları, istikametli yolda, yani sırat-ı müstakim üzerinde işletildiğinde pek çok problemin üstesinden gelmek ve en zor durumlarla bile başa çıkabilmek için verilmiş bir nimettir.

DSM-IV’deki (Amerikan Psikiyatri Birliği’nin mental bozuklukları sınıfladığı katalog) tasnife göre, bu savunma mekanizmalarından ilki eyleme vurma olarak adlandırılmış, “birey, irrasyonel çatışma ya da iç ve dış stres etkenlerine, düşünce ya da duygular yerine eylemler ile tepki verir.” şeklinde tarif edilmiştir. Bu tepki küçük yaştaki çocukların anlamsız ağlamaları, parmak emmeleri, altlarını ıslatmalarından, yetişkinlerin histeri nöbetlerine kadar geniş bir davranış yelpazesi şeklinde dışa yansımaktadır. İnsanın hayat yolculuğundaki ilk zamanlarını andıran primitif ya da ilkel diyebileceğimiz bir davranış şeklidir. Yeni dünyaya geldiği dönemlerde de fert istek ve arzularını, sıkıntılarını daha çok ağlama eylemi ile dile getirmektedir. Bir trafik kazası sonrası arabanın lastiğini tekmelemek, yakını ile tartışmanın ardından duvarı yumruklamak gibi eylemler de aynı savunma mekanizmasının tezahürü olmalıdır. Yine ağır bir psikolojik travmanın ardından anlamsız kahkahalar, gereksiz ve uyumsuz tavırlar ruhun bir anlamda olayla yüzleşmekten kaçışıdır. İntihar ise bu kaçış eylemlerinin en dramatik olanı, belki de nihai noktasıdır.

Kızgınlık, kırgınlık, huzursuzluk, sıkıntı hallerinde eyleme vurma şeklindeki bir savunma mekanizmasının en tipik örneklerinden biri de hemen bir sigara yakmak şeklinde ortaya çıkar. Sigaranın sıkıntı ile bağlantısı sıkıntıyı gidermekten çok, ferdin eyleme vurma ihtiyacını karşılıyor olmasıdır. Bu davranış zaman içinde alışkanlık haline dönüşmekte ve önüne geçilemez bir hal almaktadır. Davranış bağımlılığından madde bağımlılığı düzeyine yükselmektedir. Davranış bağımlılığının kökenindeki psikodinamik faktörlerden en önemlisi, belki de eyleme vurma şeklinde bir savunma arayışıdır.

Eyleme vurma arayışı kuvve-i gadabiyenin muhtemelen fıtri bir arayışıdır. Bu arayışa karşı insanlığı en güzel kıvamda yaşamış, yaratılanlar içinde en güzel örnek ve güzel ahlakın mücessem timsali Zat’ın (a.s.m.) önerisi, abdest almaktır. Abdest almakta hem eyleme vurmak şeklindeki savunma mekanizması müspet bir yola kanalize edilmiş olacak, hem de “savunuyorum” düşüncesi ile bedene ve ruha verilen zararlardan uzak kalınmış olacaktır. Üstelik ruha ve bedene pek çok faydası olan eylemlerden önemli bir ibadetle ruh kendini savunmuş olacaktır. Hem ruh hem beden için sayısız faydası olan bir işlem, aynı zamanda psikolojik travmaya karşı bedenin elektriğini almanın en güzel vesilesi olacaktır.

Ruhumuz ve kalbimiz, özünde mana alemine yönelik, aslı mana olan ve İmam-ı Mübin’den Kitab-ı Mübin’e sürekli geçişlerle kesik kesik ortaya çıkan şehadet aleminde sürekliliğimizin dayanaklarıdır. Bu yönleri ile ruh ve kalp dünyaya ve şehadet alemine yabancı gibidir. Ruh ve kalp, maddi varlık ve bedenle hep bir uyum süreci içindedir. Bu yüzden hayat sanki ruh ve bedenin sürekli çatışmaları ile geçer. Ruhun istikametini bulacağı yol sırat-ı müstakim’dir. O yüzden her gün en az kırk kez bizi o yoldan ayırmaması için Alemlerin Rabbi’ne yalvarıyoruz. Çünkü ruhun istikameti özündedir ve maneviyata dönüştedir.

Yazar


Avatar