Mana-i Harfi

Risale-i Nur: Tahavvülat-ı Zerrat Şerhi-39

Hayat Zerrenin Hikmetine Delildir

    “Sâlisen: Zîhayat cisimlerin zerrâtı içinde çekirdek ve tohumdaki gibi bir kısım zerreler öyle mânevî bir nura, bir letâfete, bir meziyete mazhar oluyorlar ki, sâir zerrelere ve o koca ağaca bir ruh, bir sultan hükmüne geçer. İşte azîm bir ağacın bütün zerrâtı içinde bir kısım zerrelerin şu mertebeye çıkmaları, o ağacın tabaka-i hayatında çok devirleri ve nâzik vazifeleri görmesiyle olduğundan gösteriyor ki, Sâni-i Hakîmin emriyle vazife-i fıtrat içinde zerrâtın enva-ı harekâtına göre onlara tecellî eden esmânın hesâbına ve şerefine olarak, birer mânevî letâfet, birer mânevî nur, birer makam, birer mânevî ders almalarını gösteriyor.”

Varlık aleminde en latif ve belirgin hakikatlerden biri hayat olmalıdır. Hayat bir yönüyle akıl almaz bir tecelli, diğer yönüyle her şeyi aslına, özüne dönüştüren bir tezgah gibidir. Eşyanın esmaya, maddenin manaya dönüştürüldüğü, sonra fihriste şeklinde ifade edilen manaların tekrar maddi aleme açıldığı evveli ve ahiri mana olan bir tecellidir. Evvel ve ahir, çekirdekler ve tohumlar ile varlık aleminde ifade edilen kelimelere dönüşürler. Çekirdekler ve tohumlar hayat sahibi ve varlık mertebelerinin daha üst düzeylerinde yer alan mevcudatın aslı ve özü olarak tecelli etmektedirler. Rızk zembereği etrafında dönen hayat tezgahının nihai meyvesi, ahiri, letafet kazandığı nokta manalardır, manalara gerçek anlamda mazhar olan insandır, insanın manaları asliyetine dönüştürmesi için lazım olan ise imandır.

Manalar nuranidir, latiftir. Varlık aleminde, hayat vasıtası ile, çekirdekler ve tohumlarla işleyen bir dönüşüm, kesafetten letafete, letafetten kesafete sürekli bir değişim gözlenmektedir. Bu dönüşler, değişimler ile evvel-ahir, zahir-batın ikilemleri ve bunların tümünde esma ifadeleri, alemin esasını teşkil eder. Yani ikilenmiş gibi gözüken bu haller aslında teklik ve vahdettir. Kesif olan, kesret aleminin manaya dönüşmekle letafet kazanmasına vesile olan ve karmakarışık, girift işleyişleri tevhit eden yine hayattır. Varlık aleminde hayata mazhariyetin genel işleyişi içinde zaman ve mekan içindeki bütün dağılımlar, yaşanan alemin bütün açılımları çekirdeklerin ve tohumların çatlaması hakikati etrafında dönerken, bu açılımların en son meyvesi ve bütün ömrün özeti ve nurani, latif bir tarzda ifadesi yine çekirdeklerdir ve tohumlardır.

Sanki yaşadığı bütün haller hayata mazhariyet ile onda tecelli eden bütün güzellikler bir insanın, hayvanın ya da bitkinin tek hücresindeki genetik şifrelere sığdırılmıştır. Bu şifreler sanki hayat sahibinin ruhu ya da o hayata mazhariyet halinin merkezindeki idareci ya da sultan gibidir. Bu hal, hayatın o mana ve letafet için işletildiğine bir delil olurken, diğer taraftan hayatın ve onun ortaya çıkmasında rol alıp farklı hizmetler gören zerrelerin de başıboş bir işleyiş içinde olmadığının, manalar dokuyan bir tasarrufun emrinde nurani hizmetler gördüklerinin de delili olmaktadır.

Her hayat sahibinin hayatında farklı devirler, farklı hizmetler, bedeni ve ruhani değişimler gözlenmektedir. Hayat, her bir devirde, her bir hizmette, her farklı işleyişte farklı manalara mazhar olur ve farklı açılımlar kazanır. Varlık, mülk aleminde kendisinden beklenen vazifeleri ifa ederken ve ona biçilmiş rolü oynarken, melekut boyutu ile pek çok esmanın dokunduğu bir tezgah, nurani meyveler veren bir ağaç gibidir. Evveli hikmetli, ahiri hikmetli, zahiri hikmetli ve batını hikmetlidir.

Zerrelerin hikmetine en parlak delillerden biri, her yönü ile hikmetli olan ve hikmet dokuyan hayat olmalıdır. Hayat ve hayata mazhariyet, zerrelerle ifade edilir. Hayat safhalarının her bir basamağında vazife gören zerrelerden yalnızca bir kısmının çekirdek ve tohumluk letafetine yükseldiği kainat fabrikasında tohum ve çekirdek haline dönüşmüş zerrelerin hikmeti, bütün önceki varlık mertebelerini ve o noktaya gelene kadar işleyen bütün basamakları da anlamlı ve hikmetli hale getirir. Hikmet üreten bir işleyiş, hikmetli olmalıdır. Mana üretmek için dönen çarklar manasız olamazlar. Çekirdeklerin ve tohumların ortaya çıkabilmesi onu netice veren hayatın farklı tabakalarda, farklı mertebelerde, değişik basamaklarda incelikli vazifeler, hassas işleyişleri ile ancak mümkündür. Bu mertebelerin, farklı hayat devirlerinin her birinde zerreler farklı esmaya mazhariyet kazanırlar.

Bu çok sayıda mertebeler ve farklı şekillerdeki işleyişler gösteriyor ki, hayat zerreler için de bir tür imtihandır ve esmaya mazhariyetlerinin parlaklığı ölçüsünde zerreler bir üst mertebeye, daha latif hallere yükselirler. Fıtrat gereği olarak farklı alanlarda istihdam ile farklı isimleri farklı mertebelerde, farklı parlaklıklarda ifade eden zerrelerden parlak ayinelikleri ile ön plana çıkan bir kısmı çekirdek ve tohum olmak ve bu sayede bir tür nuraniyet ve letafet kazanmak halini sergilerler. Zerrelerin bu hali varlığın gerisindeki imtihan sırrını da ifade etmekte, şuur sahiplerine zerreler lisanı ile ders vermektedir. Zerreler gibi her bir varlık esmaya mazhariyeti ölçüsünde daha latif varlık mertebelerine, daha mana yüklü ifadelere dönüşürler. Yalnızca bu durum bile zerrenin tahavvüllerinin, halden hale geçişlerinin maksatsız olamayacağına ve çok âli, ulvi maksatlarla sevk edildiğine açık bir delildir.

Alemimiz asli boyutu ile gözlenebilse, milyarlarca zerrenin değişik varlık mertebelerinde esmaya mazhariyet için kaynaştığı, her bir varlık mertebesinde en parlak ayine olmak için çırpındığı bir zerreler dünyasına dönüşecektir. Parlak ayineliğe meyil, hayata meyli doğurur. Hayat, isimlerin külli anlamda ifadesinin zeminidir. Dar alanda çok şey ifade etmek için soyutluk, letafet, mananın ön planda olduğu bir işleyiş gerektirir. Mülk aleminde bu letafet ilk safhada tohumlar ve çekirdeklerle sağlanır ve sürekli bir işleyiş içinde devamlı dönüşümlerle, bu mertebelerle şekillenmiş dünya bir esma tezgahına dönüşür. Bu alemin karışık ve bizim ünsiyet ettiğimiz haller dışındaki işleyişleri, zerrelerin akıl almaz kaynaşmaları, sürekli halden hale geçişleri kainat büyüklüğünde bir tiyatro sahnesini hatırlatır. Buradaki her işleyiş, her kıpırdanış planlı, programlı ve maksatlıdır. Rollerindeki başarı nispetinde oyuncular daha önemli rollere getirilirler. Bazı oyuncular ise her mertebedeki rolü hakkıyla eda edebilmenin sonucunda fihristlik, tohumluk ve çekirdeklik haline dönüşürler. Yaşadıkları bütün halleri ifade eden ve her bir halin gereği olan isme bütünüyle mazhar olan ve o isimleri ahenkli ve nazımlı bir şiir şeklinde ifade eden külli ifadelere dönüşürler.

Zerrelerin kaynaşma zemininde bütün varlık mertebelerinden ve kainatın umumundan süzülen latif ve manevi bir mertebedir hayat. Hayat, sahibini varlık mertebelerinin bütününe aynı anda mazhar kılar ve her varlık mertebesini birlikte ifade eden bir fihriste haline dönüştürür. Varlık aleminin mana boyutunda fihristi ve hepsinin aslına dönüşüp, mana halini buluş yeri insandır. İnsan hayalleri, algıları ve düşünceleri ile bütün kainatın anlam kazandığı ruhu ve manevi boyutu ile varlıklardan anlam üreten eşyayı harfileştiren bir konumdadır. Başlangıçtan itibaren bütün yaşanmış zamanları ile kainatın en güzel meyvesi, yaratılma gayelerine hizmet noktasında onun en güzel çekirdeği Hz. Muhammed (a.s.m.) olmalıdır. Çünkü O (a.s.m.), mülk aleminde imanlı hayattan süzülmüş bir çekirdek ve yine imanlı hayatın tohumudur. Varlık hayatla, hayat imanla, iman insanla, insan ise nübüvvet ve onun en güzel meyvesi, çekirdeği Muhammed-i Arabi (a.s.m.) ile anlam kazanır ve nurlanır. Böyle bir Zatın (a.s.m.) bedeninin hücrelerinde vazife yapmış zerreler nasıl hikmetsiz, gayesiz, hedefsiz ve anlamsız olabilirler! Yalnızca hayat ve onun parlak enmuzeci olan “Levlake levlak” Sultanı ( a.s.m.), bize karmakarışık gelen zerrelerin kaynaşmasının gerisindeki hikmeti ispata ve izaha en açık delildir.

Yazar


Avatar