Mana-i Harfi

Risale-i Nur: Tahavvülat-ı Zerrat Şerhi-38

Zerre kâinatı hikmetle dokur

    “Sâniyen: Sâni-i Hakîm anâsırı tahrik edip tavzif ederek (onlara bir ücret-i kemâl hükmünde) mâdeniyât derecesine çıkarmasıyla ve mâdeniyâta mahsus tesbihâtları onlara bildirmesiyle; ve mâdeniyâtı tahrik ve tavzif edip nebâtât mertebe-i hayatiyesinin makamını vermesiyle; ve nebâtâtı rızık ederek tahrik ve tavzif ile hayvanât mertebe-i letâfetini onlara ihsan etmesiyle; ve hayvanâttaki zerrâtı tavzif edip rızık yoluyla hayat-ı insaniye derecesine çıkarmasıyla; ve insanın vücudundaki zerrâtı süze süze tasfiye ve taltif ederek tâ dimâğın ve kalbin en nâzik ve latîf yerinde makam vermesiyle bilinir ki, harekât-ı zerrât hikmetsiz değil, belki kendine lâyık bir nevi kemâlâta koşturuluyor.”

Varlıklar alemindeki bütün unsurlar birbiriyle alakadar şekilde yaratılmıştır. Her şey her şeyle irtibatlıdır. Kâinatta sürekli bir dönüşüm vardır. Zerre, güneşle irtibatlıdır ve kâinat çarkları dönerken zerreden güneşe doğru bütün varlık mertebelerinden geçen bir yolculuk içindedir. Alem, her adımda bir kemal ile nihai noktada bir kemal noktasına doğru iç içe gidişler, değişimler ve dönüşümler zeminidir. Her adımdaki kemal, o noktaya ulaşmanın ücreti gibidir. Zerre, önce atom şeklindedir, sonra elementlere, ardından taşlara, topraklara, kayalara ve madenlere dönüşür. Sonra mineraller ve vitaminler, organik maddeler oluşur. Bundan sonra hücreler ve bunların organlaşması ile bitkiler, hayvanlar ve insanlar düzeyinde kemal noktaları ortaya çıkar.

Kâinatın başlangıç anından günümüze nihai kemale doğru bu gidişi Asr-ı Saadette zirveye ulaşmış ve o kemal noktasında insanlık şahsiyet-i Muhammediye (a.s.m.) şeklinde tamamlanma seyrinde gibidir. Her unsur kendinden sonraki kemal basamaklarında, kendinden öncekilerle birlikte bulunur. Her kemal noktası, öncekilerin fihristesi ve bütünü gibidir. Nihai noktada ise tüm unsurlar bütünlük halinde mevcut olmalıdır. Bu iç içelikler, dönüşümler, değişimler ve başkalaşımlar içinde manalar dokunur ve mülkün kemali melekût, eşyanın kemali esmâ, maddenin kemali mana olduğu için, varlık aleminde maddi kemal noktası olan insana doğru rızık etrafında ve hayatla meyiller, arzular, iştahlar gibi çevirici faktörlerle bir dönüş hali vardır. Yükselen mertebelerde manaya doğru bir dönüşüm ve ruha yönelmekle bir letafet kazanılır. Varlığın kemal noktası, gerçek letafet hali en nihai maddi mertebe olan insan ruhunda manaya dönüşmek olmalıdır. O yüzden, maddenin nihai kemal noktası insan, insaniyetin kemal noktası nübüvvet ve nübüvvetin nihai kemali Hz. Muhammed (a.s.m.) olmalıdır. Çünkü her şey anlamını nübüvvetle ve en mükemmel şeklini O’nda bulmuştur.

Kâinat manaları hasıl etmek için çarklarını çevirirken, bu çarkların dönüşünden hasıl olan insan ve onda anlam bulan, onu ve diğer bütün varlıkları anlamlandıran ruh varlığın aslı ve özü olmalıdır. Bu çarkların dönüşüyle ortaya çıkan hasılat, kâinat fabrikasının ürünü esmâdır. Bütün gayret, işleyiş ve dönüşler esmâyı üretmek yani ruh ayinelerinde ifade etmektir.

Varlık aleminin işleyişi, maddi boyotu ile mülk yönüne bakıldığında zerre etrafında dönmektedir. Zerre, temel yapı taşı ve her şeyin ifade edildiği kalemin ucudur. Her şeyde, her ifadede, her işleyişte vardır. Kimi zaman zerre, kimi zaman element, kimi zaman hücre, kimi zaman bitki, kimi zaman hayvan ve imanla bütünleşmişken bunların hepsi yani insandır. İnsan bedenine girmiş zerre ise beden çarkları içinde dönerek ve imbiklerden süzülerek tasfiye olur, letâfet kazanır. Beden çarklarının, karmakarışık insan mekanizmasının en büyük mahsulatı duygular, düşünceler, sanatlar ve manalardır. Zerre bu zeminlerde de görev alır; kimi zaman akıl, kimi zaman dimağ ve her şeyin merkezindeki kalp gibi en latif alanlarda rol alır. Akıl almaz ve kalbe sığmaz güzellikler, duygular, incelikler, sanatlar ve varlık alemindeki mana ahengi zerrelerin tahavvülatında en mükemmel mahsulatıdır. Bu mahsulatın kemal noktası ise, marifetullah ve nihayetinde muhabbetullah olmalıdır. Zerrelerdeki bütün kaynaşmaların nihayeti hem varlık aleminin başlangıcından günümüze, hem de her bir varlık tablosunda insan olmuştur ve bu yönde tahavvülat devam etmektedir. İnsanlığın en güzel meyvesi duygular, düşünceler, her türlü inceliğin zemini sanatlar yani ondan hasıl olan manalardır. Manalar ise harfî oldukları ölçüde, asıl sanatkarı ifade ettikleri boyutta asıllarına ve özlerine yönelmiş olurlar. Her şeyin aslı ve özü, o halde marifetullah ve muhabbetullah ve nihai kemali cemalullah olsa gerektir.

İşte, zerre kâinatı ve onun fihristesi insanı dokur, insan ise esmâ okur. Bu okumaların neticesi ruhunda muhteşem manalar dokur ve ruhların oluşturduğu mana zemini muhabbetlerden oluşmuş muhteşem bir kilim olur. Bu güzellikler ervah aleminde en güzel şeklini güzellikler sahibi ve güzelliğin asıl kaynağı Sâni-i Zülcelal’in cemalinde ve kemalinde bulur. Varlıkta yansıyan, gölgeler ardında, perdeler arkasında gözüken de O olmalıdır. Bütün bu dokumaların en mükemmel şekliyle gerçekleşmesi telaşı ile çırpanın zerrelerin tahavvüllerinde hikmet bulmamak için hikmetin zerresinden haberdar olmamak gerektir.

Yazar


Avatar