Makaleler

Risale-i Nur: Müsbet Davranışın Dili-1

Proaktiflik ya da Reaktiflik

Giriş

Büyük bir sorumluluk bilinciyle kendini insanlığa hizmet etmeye adamış olan Bediüzzaman Said Nursi, kendi duruşunu “Menfi Hareket”lerin karşısında; “Müsbet Hareket” olarak nitelendiriyordu. Hayatına bütün olarak baktığınızda, onu hep müspet tutum içerisinde görürüz. Çünkü “müsbet” olmak onun hayata bakış açısı, davranış biçimi ve hayatının kendisidir.

Şöyle düşünülsün: En geniş dairede, materyalist ve pozitivist felsefe, en koyu şekilde çağı boyamış. İç dünyası paramparça olmuş insan, sancılı ve de şaşkınlık içinde. İnsanlığın ıstırabını yüreğinde hisseden adamın ülkesi ise pozitivist dalganın, zorbalıkların tasallutu altında; hedefteki adamdı; suçlu, sürgün, gözetim altında ve mahkum; horlanıyor, zehirleniyor ve idamla yargılanıyordu. Bütün bu olumsuzluklar karşısında inançlı, sabırlı ve girişimci tutumuyla, hapishaneden çıkıp yürüdüğünde, yazdığı ciltler dolusu risalelerle kendilerini keşfeden, hayatlarını anlamlandıran inançlı ve bilinçli, sessiz ama coşkulu bir topluluk arkasından yürüyordu. Artık kitapları, toplumun her kesimi tarafından okunuyor, aydınlarca tartışılıyor, uluslararası platformlarda bilimsel çalışmalara konu oluyordu. Eserleri onlarca dile çevriliyor, ellerde ve gönüllerde yüreğin gittiği yere kadar gidiyor; etki alanı her geçen gün genişliyordu. Bütün “proaktif”liğiyle bu adam “Müsbet Hareket” insanı Said Nursi’ydi.

Bu çalışmanın amacı Said Nursi’nin “Müsbet Hareket”inin ne olduğunu irdelemek değildir. Yapılmak istenen, sosyal bilimlerde, daha çok iş ve insan ilişkilerinde, kullanılan “Proaktiflik” kavramıyla örtüşen “Müsbet Hareket” kavramını “Müsbet Davranış”lar şeklinde günlük hayatımıza taşıma çabasıdır. Çok yönlü anlam benzerliğinden dolayı Proaktiflk yerine, kendi kaynaklarımızdan “Müsbet Davranış” kavramını, “Reaktiflik” yerine de “Olumsuz Davranış” kavramını kullandık.

“Basit Davranış”ın Mantığı

Karşılaştığımız nice olaylar, problemler vardır ki, onlar karşısında gösterdiğimiz olumsuz tepki sonrası şöyle düşünmüşüzdür: Birazcık farklı davranabilmiş olsaydım, eğer daha sabırlı, daha anlayışlı ve mutedil tutum sergileseydim, o anın baskısına tepki göstermek yerine, ona olması gerektiği gibi müspet davranabilseydim sonuç tamamen farklı olabilirdi.

Bu ve benzeri tutum ve davranışlarımızı gözden geçirmek kastıyla kendimize bazı sorular sorabiliriz. Mesela çevrenin bize yönelik etkileri karşısında, hissi-tepkici mi yoksa, değer boyutlu ve iradeli davranışlarda mı bulunuyoruz? Değerlerimizi, duygularımızdan üstün tutabiliyor muyuz? Davranışlarımız şartların mı yoksa bilinçli kararlarımızın mı sonucudur? Sorumluluk bilinciyle inisiyatif kullanıp, yerinde ve kararında olması gereken davranışı gösterebiliyor muyuz? Bunun neticesinde hareketlerimizin olumsuz sonuçlarını hep dışarıdan birilerine yükleyip, onları suçlayıp, onları mı sorumlu tutuyoruz.? Yoksa davranışlarımızı basit “etki-tepki meselesi”nden ibaret mi görüyoruz.?

İnsan davranışlarının etki-tepki şeklinde baş göstermesini “Basit Davranış Modeli”, çevrenin “etki”siyle “tepki”de bulunması şeklinde açıklar. Bu tür anlayış determinist sebep-sonuç mantığı içerisinde yapılan bir açıklama olarak kabul edilir. Buna göre sonuçlar sebeplerin kaçınılmaz eseridir. Yani temelde her tepkinize sebep olan evdeki çocuğunuz, eşiniz, işyerindeki patronunuz, toplumdaki olumsuzluklar, hükümetin takip ettiği politikalar, dünyadaki akımlardır. Durumunuzdan, sizin dışınızda çevrenizdeki biri veya bir şey sorumludur. Bu durumda insan, belirli etkiye, otomatikman belirli tepki-davranış veren, seçme özgürlüğü olmayan bir varlık olarak karşımıza çıkıyor.

Bu basit davranış modeli, sosyal bilimciler tarafından, artık günümüzde pek rağbet görmemektedir. Fare, tavşan, güvercin, maymun gibi hayvanlar üzerinde yapılan determinizmin ilgili haritaları, insan arazisini ne dereceye kadar doğru ve fonksiyonel bir biçimde tanımlayabilirdi? Gelinen nokta insan olarak bizim durduğumuz yer olmuştur. Yeni anlayışa göre mesele basit bir “etki-tepki meselesi” değil; dış çevre uyarıcıları karşısında iç süreçlerin bilinçli olarak işlemesiyle insan davranışının gerçekleştiğidir. Çünkü insanın hayvanlardan farklı olarak etkiyle tepki arasında seçme özgürlüğü ve gücü vardır. Mesela, bu seçme özgürlüğü, varlıkların en üstünü olmamızı sağlayan “şuur” dediğimiz özbilince sahip olmamızla ilgilidir. Bunun yanında başka etkilere aldırmadan, seçme ve hareket yeteneğimiz, yani bağımsız irademiz vardır. Dahası şimdiki gerçeğimizin ötesindeki durumları kafamızın içinde oluşturmamızı sağlayan hayal gücüne sahibiz. Bir de doğru ve yanlış davranışlarımızı yöneten değerleri içten içe iyice bilmemizi, düşünce ve hareketlerimizin onlarla ne derece uyumlu olduklarını anlamımızı sağlayan vicdanımız vardır.

En zeki hayvana bu değerlerin, bu keyfiyette hiç biri verilmemiştir. Onlar insana göre oldukça sınırlı hareket etme donanımına sahiptir ve çoğu kez bunun dışına çıkamaz ve değiştiremezler. Hayvanlar sorumlu bir şekilde eğitilebilir, ama bu eğitimin ve davranışlarının sorumluğunu aynı şekilde yüklenemez ve yönlendirme yapamazlar. Ancak biz, sahip olduğumuz benzersiz yetenekler; aldığımız eğitim ve değerler sayesinde farklı seçimlerde bulunur, bambaşka işler yapar ve bunların sorumluğunu taşırız.

Müsbet Davranışın Proaktifliği

Eğer davranışlarımız dış etkilerin, şartların ve bir şartlandırmanın sonucuysa, bunun nedeni ya isteyerek veya ihmal sonucu, inisiyatifimizi dış etkilere teslim etmeyi seçmiş olmamızdandır. Bu tür bir seçim yaptığımız zaman, proaktifliğin zıddı olan, “Reaktif” yani “tepkisel” oluruz ki, bu “olumsuz durum demektir. Mesela, tepkici tutuma sahip olan bir insanın tipik ifadesi şudur: Davranışlarımdan ben sorumlu değilim, hayatımı ben denetleyemem, dış etkenlerin tesirindeyim.

Proaktiflik kavramı ise, insan olarak kendi hayatımızdan sorumlu olduğumuzu ifade eder. Bu kavrama göre davranışlarının temelinde iradi kararlar ve bilinçli kararların temelinde inandığımızı temel değerler vardır. Davranışlarımız şartların, şartlanmaların değil, kararlarımızın sonucudur. Anlamlı işlerin olabilmesi için hem inisiyatifimizin hem de sorumluluğumuzun olduğu bilincinde olmalıyız.

Demek bir değer/ilkeyi anlık bir “etki ile tepki”nin önüne geçirme bilinci proaktif tutumun özünü oluşturur. Reaktif tutum içinde olan insanları daha çok duygular, şartlar, olaylar ve çevreleri; proaktif anlayışa sahip insanları ise değerler yani dikkatle düşünülmüş, seçilmiş ve sindirilmiş ilkeler yönetir ve biz buna müsbet davranış diyoruz..

Şu halde “Müsbet Davranış” olarak nitelendirdiğimiz bu “hareket” tarzı nedir ve insan için ne anlam ifade eder? Tahmin edebileceğiniz gibi müsbet’in kelime anlamı isbat olunan, ortaya konulan, açık, pozitif ve olumlu demektir. Bu durumda Müsbet davranış ise inanılan değerler doğrultusunda, aktif sorumluk içerisinde, özgür iradenin seçimine dayanan bilinçli, ilkeli ve dengeli davranış biçimidir. Dolayısıyla önceden de ifade edildiği gibi davranışlarımız şartların, şartlanmaların değil, kararlarımızın sonucudur.

Mesela müsbet davranışa sahip insanlar için havanın açık ya da yağmurlu olması fark etmez. Çevredeki sosyal, politik “iklim” onları etkilemez. Özellikle yüksek düzeyde proaktif insanlarda bu çok belirgindir. Şair, “Kar, kış demez, irkilmez, üzülmez, acı duymaz/Mevsim bütün ömrünce ılık gölgeli bir yaz” şeklinde, Said Nursi için söylediği dizeleriyle, onun bu yönünün derinliğini anlatıyordu. Proaktif insanlar havalarını birlikte taşıyabilirler ve onları gerçek değerler etkiler. Sağlıklı ilişki kurmaya, iyi hizmet vermeye, kaliteli iş çıkarmaya değer veriyorlarsa, bunun havanın uygun olup olmamasıyla bir ilgisi yoktur. Böyle bir yaklaşımın çevreyi yok saydığı anlamına da gelmediğini hatırlatmalıyız..

Elbette şunu biliriz ki, insan doğal olarak fiziki, sosyal, kültürel, ekonomik, politik dış çevreden, çevrede yer alan nesne, durum ve kişilerden etkilenir. Burada rüzgara kapılan bir kuru yaprak gibi dış çevrenin etkisinde kalmak ya da kapalı kutu gibi dış çevreyi yok saymak anlamlı değildir. Elbette müspet davranış bilincinde olan insanlar da dış çevreden etkilenir, ne var ki, onların davranışları bilinçli, kendilerine mal ettikleri değerlere dayanan kararlar üzerine kurulur. Onlar temel değer ve ana amaçlarının farkında olarak, seçimlerini kendi özgür iradeleriyle yapar, çevreye olabilecek en uygun tepkiyi verirler ve bu müsbet davranış gücünü kullanırlar.

Yazar


Avatar