Mana-i Harfi

Risale-i Nur: Kanunlar

Bilimde, sosyal hayatta, hukukta, hayatın her alanında belirli kurallar, daha genel ifadesi ile kanunlar var. Kurallar ya da kanunların en belirgin özelliği ilgili olduğu alanın tümünü içine alıp, her tarafında geçerli olması. Bu alanın içinde bulunanların hepsine eşit muamele etmesi. Makamına, mevkiine, konumuna, gelir düzeyine bakmaksızın bütün fertleri aynı tarzda etkisi altına alması. Zaman içinde değişmemesi, fertlerin işleyeceğinden şüphe etmeyeceği ve tavırlarını ona göre ayarlayacağı netlik içinde olması.

Aslında kainat bu türden kuralların ya da kanunların varlıklar diliyle ifade edildiği bir kitap. Bilimlerin görevi ise varlıkların dilini insanlığın diline çevirmek. Gözlem aslında varlıklar dilinin gramer yapısını, anlatım şeklini çözmeye yönelik bir fiil. Varlıkların dilinde, eşyanın zaman içinde sergilediği tavırlarda bir düzen, bir tarz, bir intizam var. Bilimler, bu düzen, tarz ve intizamın özelliklerini belirleyip yani kuralları ortaya çıkarıp, gelecekle ilgili çıkarımlarda bulunup, tavırları ona göre belirlemek beklentisinden ortaya çıkmış olmalı. Bu, genel yetenek imtihanlarında ard arda sıralanmış beş altı sayıdan sonra hangi sayının geleceğini veya birkaç şekilden sonra hangi şeklin geleceğini bulmak gibi bir fiil. İlk iki rakam arasında pek çok ilişki kurabilirsiniz ve her ilişki için sorulan rakamla ilgili farklı bir çözüm ortaya çıkar. Yani çözüme net olarak ulaşamamış, önünüzü aydınlatamamışsınızdır. Sayı yada şekil adedi arttıkça arada kurulabilecek ve hepsini içine alacak ilişki sayısı azalır ve nihayet yeterli sayı ve şekil olduğunda tek ilişki kalır ve en son sayı ve şekilden sonra gelecek olan, artık net olarak belirlenir. Bilim ve varlıklar arasındaki durum da özünde buna çok yakındır. Gözlemler iki sayı arasında ilişki kurma fiili gibidir ve sayısı arttıkça ilişkiler daha netleşir ve müstakbel zamana yönelik çıkarımlar ve yorumlar daha berraklaşır ve insan geleceğin net olarak bilinmesinden büyük bir rahatlık hisseder. Çünkü insan fıtraten kararlılık, belirlilik, netlik arayan bir özelliktedir. Genel yetenek sınavındaki soruyu çözmeye çalışan öğrencinin çözümü bulduğundaki rahatlığını hep yaşamak ister. Oysa ne sınav ne de kainat her zaman insanın bu anlayışına cevap vermezler. Sayılar arasındaki ilişkiyi bulmuş ve bir sonraki rakamın ne olacağını netleştirmiş bir öğrencinin bu rahat ve sevinçli hali, cevap anahtarına baktığında farklı bir çözüm görünce bir anda tersine dönebilir. Artık yapması gereken, sayı ya da şekli de içine alacak şekilde yeni ilişkinin kurulmasıdır. Bilinmesi gereken, her bulunan sayı ve rakamın bir tahminden öteye geçemeyeceği ve bizim bulduğumuz ilişkinin bir sonra gelecek sayı ya da şekil üzerinde herhangi bir yaptırımının olmadığıdır. Bilim adamı, bilim ile kainat, varlıklar arasında da sürekli, bir sonraki sayıyı ya da şekli bulmak problemi ile yüz yüze olan öğrencinin durumuna benzer bir ilişki vardır. Varlıkları gözleyen bilim adamı gözlem sayısını arttırdıkça daha netleştirdiği bağlantı kurallarını oluşturur ve bunu farklı zamanlarda, farklı mekânlarda, farklı durumlarda dener. Hepsinde geçerli olduğunu görünce bir “kanun” olarak ifade eder. Artık geleceğe dair bütün tavırlarını bu kanuna göre belirler. Artık, “bir sonraki anda ortaya çıkacak durum, kanuna uygun olmalıdır.” Buradaki “olmalıdır” hükmü bir tahmini değil, zorunluluğu ifade eder. Oysa, bilim adamının yaptığı, sayılar arasındaki ilişkiyi yakalamaya çalışan öğrencinin yaptığından-özü itibarı ile-farklı değildir. Yani pasif konumdadır ve sadece önüne konanı gözler, her an cevap anahtarında bulduğu cevaptan farklı bir çözümle karşılaşabilir ve böyle bir durumda yapması gereken, cevabı inkâr değil; bulduğu ilişkileri ya da kanunları yeni duruma göre tekrar düzenlemektir. Bilim adamı ve varlıklar arasındaki bu macera, insanlık ve bilim tarihi boyunca devam etmiştir ve kıyamete kadar da devam edeceğe benzemektedir.

Bu münasebet aslında hikmet aleminin önemli bir parçasıdır. Akıl ve insanlık şahs-ı manevisinin aklı olarak algılayabildiğimiz bilim, bu kanunların keşfi ile Yaratıcı’nın kainat tarzında yazdığı kitabın dilini çözmektedirler. Halık-ı Kainat’ın vehmi bazı kabiliyetlerle donatıp yarattığı insanın varlıklar aleminde farazi bir mücadele ve mülk aleminin çarkları ortasında ayakta kalma savaşı veriyormuş gibi hissetmesine zemin hazırlaması bir maksada yönelik olmalıdır. Bu maksat ise insanı varlıklara muhatap edip, varlıkların insanın iç aleminde manaya dönüşeceği bir zemin hazırlamak olmalıdır. İnsan ve diğer varlıkların zaman sahifesindeki dizilişi arasındaki ilişki genellikle insanın beklentileri ve çözümü doğrultusunda tecelli eder. İnsan, çoğunlukla bir sonraki sayı ya da şekli bulan ve bulduğu cevabın anahtardaki ile aynı olduğunu gören öğrencinin rahatlığını yaşar. Daha sonra garip bir vehimle varlıklara hükmettiğini ve istediği gibi yönlendirebileceğini zanneder. Halbuki yaptığı tek şey Kainat Kitabı Yazarı’nın üslûbunu anlamış olmaktan ibarettir. Okuyucular yazarın üslûbunu bilirler, ancak yazar her zaman bu üslûpla yazmak zorunda değildir.

Kainat Kitabı’nda, Yazar’ın üslûbunun bilinmesi ve bunun kanunlar şeklinde ifade edilmesi insan fıtratına çok uygundur ve hikmet gereğidir. Çünkü fıtrat, belirlilik, kararlılık, intizam ister ve Yaratıcı’yı bu ilişkiler ağından ortaya çıkacak hükümlerle tanıyabilecek bir teçhizatla donatılmıştır. İnsanın sosyal problemlerinin önemli bir bölümü beşerî ve hukukî kanunların zamana, zemine, şahsa göre farklılık arz etmesi ya da farklı şekillerde kullanılmasından kaynaklanır. Oysa, Kainat Kitabı’na muhatap olan insan ve bilim adamı, güneşin saat kaçta nereden doğacağını, suyun 100 °C’de kaynayacağını, bıraktığı şeyin düşeceğini, belli miktar radyoaktif madde bir araya gelmedikçe bu maddelerin atom bombası şeklinde patlamayacağını bilmenin rahatlığını yaşar. Buradaki önemli nokta “bilmek” kavramının sadece bir tahmini ifade ettiğinin farkında olmak, varlıkların her zaman bilgimiz doğrultusunda hareket etmeyeceğini kabul etmek, önümüze çıkabilecek sürprizlere kemal-i rıza ile boyun eğebilmektir. Bu idrakle insan, her yerde geçerli, her tür insan için eşit işleyen ve zamanla değişime uğramayacağına inandığı bir kanunlar aleminde yaşamanın büyük rahatlığını hisseder.

İşte varlıklar aleminde hikmetle işleyişler, hep iyiye, güzele, kemale doğru meyil yaratılışımızda olan ilişkiler ile Rabb’imizi tanımaya en uygun durumdur. Kainat Kitabıyla, varlıklar diliyle, zerrat kalemiyle Sâni-i Zülcemal kendini ifade ederken zerrelerin işleyişinde de bizim idrakimize uygun ifade şeklini ve kanunları varlıklar içine gizlemiştir. Zerrelerin hareketinde de bir hikmet olduğunu ve bir halden diğer hale geçişlerinde, sürekli titreşim ve canhıraş gayretlerinde bir maksat olduğunu, zaman sahifesi üzerinde yazılışlarında ard arda gelişlerin ilişkilendirilmesinden doğan kanunlar bize ifade eder. Zerrelerin hareketinde “kanun-u Rububiyetin”, “kanun-u Keremin”, “kanun-u Tahsin ve Cemalin”, “kanun-u Rahmetin”, “kanun-u Hikmetin”, “kanun-u Adlin”, “kanun-u İlm-i muhîtin” ucu görünür.

Yazar


Avatar