Mana-i Harfi

Pasif Agresyon

Pasiflik ve agresyon birbirine zıt çağrışımlar oluşturan iki kavramdır. Agresyon; kızgınlık, sinirlilik, saldırganlık gibi daha aktif halleri ifade eden bir durum olduğu halde pasif şekilde ortaya çıkması bu durumun genel yapısına zıt gibidir. Amerikan Psikiyatri Birliği bu durumu şöyle tarif etmektedir: “Birey, emosyonel (duygusal) çatışma ya da iç ve dış stres etkenlerine, başkalarına karşı dolaylı ve edilgen bir şekilde agresyon göstererek tepki verir. Gizli direnç, kızgınlık ya da hostiliteyi maskeleyen belirgin uyumu vardır. Pasif agresyon sıklıkla bağımsız eylem veya performans istekleri olan ya da girişkenliği açıkça dışa vurmak için başka bir yolu olmayan bağımlı durumdaki bireylerde, bağımlı fakat uyumlu olabilen isteklerden doyumsuzluk durumlarında görülebilir.”

Sınava hazırlanmamış öğrencinin ruh aleminde öğretmene, eğitim sistemine, hatta Newton Kanunu gibi öğrenmesi gerekenleri teşkil eden kilometre taşlarına karşı dile getirilmeyen bir kin, dışa vurulmayan ama ruh dünyasında kendini hissettiren bir saldırganlık vardır. “Keşke okul ve öğretmenler olmasaydı ve ben böyle bir sınava girmek zorunda kalmasaydım! Bu Newton denen adamın bulduğu çekim ve hareket kanunlarından dolayı şu yaşadığım sıkıntıya bak! Adamın buldukları benim hayatımı azaba dönüştürüyor!” gibi cümleler, açığa vurulmasa bile şuur altında yaşanan bir saldırganlık halinin ifadesidir. Otoritenin hakim olduğu ortamlarda da tepkilerini açıkça dile getirmeyen bireylerde bu agresyon yine pasif şekilde yaşanır. Komutan-er, öğrenci-öğretmen, pederşahi ya da potrimonyal yapı içinde şekillenmiş baba-oğul, devlet-vatandaş ilişkilerinde de benzer hal yaşanır. Komutana, öğretmene babaya ve devlete olan tepki açığa vurulmayınca pasifleşir ve iç dünyada belirginleşen bir kızgınlık, dile getirilmeyen bir saldırı, farkında olunmayan bir düşmanlık şekline dönüşebilir. Ancak iç dünyada bunlar yaşanırken dış dünyada problemsiz bir işleyiş, aşikâr bir uyum vardır. Ancak dili ile dişi arasında sıraladığı kızgınlık ifadesi, muhatap olduğu şahsa bakarken, yüzde bir tebessüm, kızgınlığı maskeleyen sahte bir gülücük şeklini alabilir. Genellikle Silahlı Kuvvetler’de uygulanan elle selâmlaşma geleneği aslında dostluğu pekiştirmek amacı ile uygulandığı halde emirle ve mecburan olduğu için zaman zaman düşmanca hislerle ortaya konan bir tavır şeklini alabilmektedir.

Bağımlı bireylerde bu hal daha farklı bir şekilde ortaya çıkabilir. Görme ve işitme engelli fertler şahsi işlerinde diğer bireylere bağımlı olabilirler. Genellikle bağımlı olmaya karşı bir tepkileri vardır ve bu tepkiyi yardıma ihtiyaç duyduğu işleri sıklıkla yaptırarak ortaya koyar. Yine dersleri iyi olmayan öğrencilerin, sınıfın çalışkan talebelerine duydukları kızgınlık bir tür pasif agresyondur. Kendisi de aynı konumda olmak isteyen ve benzer şekilde performans ortaya koyma arzusunda olan birey bunu başaramayacağına inandığında, bu yolda motivasyonunu ve enerjisini kaybettiğinde başarılı bireylere kızgınlık ve zaman zaman nefrete dönüşen duygular besler.

Pasif agresyon, aynı zamanda her günahtan küfre giden yolu inşa eden mekanizmalardan biri olsa gerektir. Günah işleyen birey bir pişmanlık, suçluluk, sıkıntı hali yaşar. Bu durumda acilen yapılması gereken şey tövbe ve istiğfar ile Rabb-ı Rahim’e yönelmek ve O’na karşı işlediğimiz suçtan dolayı O’nun affına sığınmaktır. Bu yapılmazsa kurt içi kemirmeye başlar ve yavaş yavaş bir agresyon hali ruhu kaplar. Bu hal fiillere belki yansımaz ve pasiftir. Ancak zamanla ruhu kaplar ve aktif agresyon şekline de dönüşebilir. Önce Rububiyet-i Mutlaka’ya itiraz hissi oluşur ve kulluk vazifelerine itirazlar başlar. Sonra Halık-ı Kerim’e haddini çok aşan bir duygu dünyasında kızgınlık hisleri beslemeye başlar. “Neden beni yarattın?”, “Günahım neydi Allah’ım!”, “Bu kulluk vazifeleri olmasa, olmaz mıydı?” benzeri sözler ya da bu ifadelere uygun duygularla bir kızgınlık hali sezgiler. Bu çok ince bir geçittir. Bu noktada tövbe ve istiğfar ile affını dileyip, edepsizliğinden dolayı pişmanlık hali sergileyip Yaratıcı’ya sığınılmazsa, Kadir-i Küll-i-Şey, Hakim-i Mutlak ve Vacibü’l-Vücud’a yönelen bir tepki seyri başlayacaktır. O’nun yokluğuna dair emare aramaya kalkışacak ve vehmi bir ipucunu büyütme eğilimi doğuracaktır. Çünkü, vazifesini yerine getirmemekten doğan rahatsızlık, vazifenin ve Vazife Veren’in olmaması arzusunu doğuracak, bu arzu doğrultusunda anlamsız ve dehşet verici bir arayış başlayacaktır. Bu, başlangıçta pasif agresyon şeklinde kendini gösterecek, zamanla Fir’avunâne bir düşmanlık tavrına dönüşecektir. Yani bataklığa düşmüş bir insanın çırpınış hali gibidir. Çırpındıkça batışını hızlandırır.

Bu durumda yapılacak şey Rabb-i Rahim’e, O’nun sonsuz rahmetine sığınmak ve kusurlarımızı affedip bizi kendine kul kabul etmesini niyaz etmektir. O Sonsuz Kudrete, Mutlak Rububiyete -hâşâ- kızgın olabilmek, kin besleyebilmek, hele hele nefret duyabilmek hiçbir varlığın haddi değildir. Tek çıkış yolu O’nun sonsuz şefkatine sığınmaktır. Sığınılabilecek, medet umulabilecek başka bir melce yoktur. Her varlık mutlak şekilde aciz ve fakirdir. O ise mutlak kudret ve mutlak zenginlik sahibidir. O’na kızgınlık, hırçınlık, saldırganlık olamaz. Hadlerini bilmeden bu halleri sergileyenler dünyevi ve uhrevi cehennemlerin ikazı ile hadlerini bileceklerdir. O yüzden her kul acz ve fakrını baştan kabul etmeli, agresyon yerine tezellül içinde bir niyaz ile Rabbine yönelmelidir.

Yazar


Avatar