Mana-i Harfi

Özgecilik

Amerikan Psikiyatri Birliğinin; “Birey, emosyonel (duygusal) çatışma ya da iş ve dış stres etkenlerine, diğerlerinin gereksinimlerini karşılayarak tepki verir. Bazen karşıt tepki kurmadaki özverinin aksine, birey özveriyle yaptıklarından ya da başkalarından aldığı tepkilerden haz duyar” şeklinde tarif ettiği bu mekanizma, özellikle dini vecibelerini yerine getirmeyen ve bundan duyduğu rahatsızlığa bir çözüm yolu arayan fertlerde gözlenir. Mesela, sağlık durumu oruç tutmaya elverişli olduğu halde, “Ben orucumu tutmuyorum ama her gün on fakiri doyuruyorum!” ya da “Evet, ben namaz kılmıyorum ama her gün pek çok insana iyilik yapıyorum, pek çok insanın yardımına koşuyorum!” gibi ifadeler bu savunma mekanizmasının günlük yaşantıdaki uzantılarıdır. Yine, “ben işyerimde elli kişiyi ekmek sahibi yapmışım, cami cemaatinden hangisinin topluma böyle bir katkısı var!” gibi cümleler sosyal hayatta sıklıkla karşılaştığımız “özgecilik” örnekleridir.

Her fert hayatının anlamlı olmasını ve aleminde varlıkla ilgili soruların çözüm bulmasını arzu eder. Varlığı bir yaratıcı fikri olmaksızın izah edebilmek imkânsızdır ve buna sarfedilen mesailer boşa tüketilmiş zaman demektir. İnsan, yaratıcı fikrini kabul ettiğinde, vehimlerle gözünde dağ gibi büyütmüş olduğu kulluk görevleri karşısına çıkar. Nefis ve şeytanın sürekli tahşidatı sonucu, ibadetler dünyanın en ağır işleri olarak algılanır. Bu durumda çetin bir duyusal çatışa yaşanır. Yaratıcı’yı inkâr etmek ister, ancak kalp tatmin olmaz; kabul ettiğinde önüne konacak kulluk görevlerinden kaçmak arzusu buna engel olur.

İşte böyle bir ruh halindeyken iyi insan olmak, başkalarına yardımcı olmak gibi dinin de emirleri olan ve toplumda da erdemlilik veya fazilet kabul edilen halleri yaşayarak bir çıkış yolu bulduğunu zanneder. Bu, insan ruhunun devekuşu görünümüdür. Hem deve hem kuş olduğu zannı ile bir rahatlama arayışıdır. Bu savunma mekanizmasına sarılan insan kendince akli izahlar da bulabilmektedir. “Zaten dinin gayesi iyi ve ahlaklı insan tipi oluşturmaktır. Ben ibadetlere gerek olmaksızın bu hali yaşadığıma göre, en dindar insan benim” tarzı mesajlarla içini kemiren kaçış ve efendisine isyan etmiş köle duygularını bastırmaya çalışır. Bu, evinden kaçmış bir genç kızın bir taraftan kötü bir işi yaptığı düşüncesinin verdiği sıkıntı ile yaşaması ve benliği için iyilik imajı oluşturacak tavırlar arayışı içine girmesi gibidir. Bu arayışın bir sonucu olarak dilenciye yardım edebilir, görme özürlü bir şahsın elinden tutarak yolun karşısına geçirebilir ve yaşadığı duygusal çatışmalar ve kaçışın verdiği stres içinde bundan büyük haz duyar. İyi bir insan olup olmadığı konusunda karışık duygular içindedir ve iyi olduğuna inanmak ister. Başka insanların gereksinimini karşılamakla bu arayışına bir nebze de olsa karşılık bulmuş olur.

Bu mekanizma Yaratıcı ile olan ilişkilerde şu şekilde yansır; aslında O’nun varlığını iliklerine kadar hisseder, ancak görevlerini yerine getirmemenin ortaya çıkardığı garip çelişki ile Yaratıcının varoluşuna isyan eder. Hatta şiddetle inkâr ederek içinden gelen inanç duygularını baskılamaya çalışır. Ancak bu içinden çıkılmaz bir girdap ve insanı boğacak bir duygusal anafordur. Biraz daha ılımlı ve daha tatmin edici bir çıkış yolu ise; iyi bir insan olmak ile iyi bir kul olmayı özdeşleştirip, daha kolay yerine getirebildiği iyi insanlık halini yaşama gayretidir. Kulluğun gereğini yerine getirme noktasında hissettiği eksikliği bu şekilde kapatmaya çalışır; kapattığına kuvvetli bir şekilde inanmak ister ve zamanla gerçekten inanabilir. Bu şekilde benliğiyle ve sosyal hayatla barışık bir düzen kurmuş olur ve duyguların daha yatıştığı bir hayat sürebilir.

Bu isyanın ardından gelişen katı inkârcılık ve çatışan kişilik yapısı anarşik bir ruh hali ile kıyaslandığında daha ön planda tercih edilmesi gereken bir durumdur. Ancak beraberinde manevi anlamda ciddi problemler doğuracak özellikler barındırmaktadır. Halinden memnun, problemlerin çözüldüğünü zanneden ruh hali ile arayış sonlanıp hakikate ulaşma kapısı kapanabilir ya da açma gayreti ortadan kalkabilir. Yani masum görünümlü bir gaflet halidir. Bu durum, toplum açısından daha tercih edilir bir konum olmakla birlikte, ferdin manevi yaşantısı açısından ciddi manevi riskleri beraberinde bulundurmaktadır.

Aslında içinde bir iyilik kıpırtısı taşıyan ve başkalarına yardım edebilmenin verdiği hazzı yaşayabilen bir insan, bunu kulluk şuuru içinde yaptığında, belki dünyanın en mutlu insanı olur. Depresif duyguların ortadan kaldırılmasında en etkin yollardan biri, başka insanlara yardım edebilmek ve bundan haz duyabilmektir. Hem kendinde tezahür eden iyilikten haz duyabilmek halinin sonsuz bir rahmetin tecellisi olduğunu hissetmekle ulvi duygular yaşar, hem de O’na ayineliğin verdiği inşirah ve neş’e halini ruhunun ta derinliklerinde hisseder, gaflete yol açan bir yardımseverlik halinde imanını kuvvetlendiren ve pek çok sevaplar kazandıran bir yardımseverliğe geçiş yapmış olur.

Yazar


Avatar