Sözler Yirmi Üçüncü Söz

Fakat ne çare ki hiçbir tarafa kaçılmaz. Garâibden olarak o şimendiferin iki tarafında pek câzibedar çiçekler, leziz meyveler görünüyordu. Ben de akılsız acemiler gibi onlara bakıp elimi uzattım, o çiçekleri koparmak, o meyveleri almak için çalıştım. Fakat o çiçekler ve meyveler, dikenli mikenli; mülâkàtında elime batıyor, kanatıyor, şimendiferin gitmesiyle müfârakatından elimi parçalıyorlar, bana pek pahalı düşüyorlardı.
Birden, şimendiferdeki bir hademe, dedi: "Beş kuruş ver; sana o çiçek ve meyvelerden istediğin kadar vereceğim. Beş kuruş yerine, elin parçalanmasıyla, yüz kuruş zarar ediyorsun. Hem de, ceza var; izinsiz koparamazsın."
Birden, sıkıntıdan ne vakit tünel bitecek diye başımı çıkarıp ileriye baktım, gördüm ki, tünel kapısı yerine çok delikler görünüyor. O uzun şimendiferden, o deliklere adamlar atılıyorlar. Bana mukabil bir delik gördüm; iki tarafında iki mezar taşı dikilmiş. Merak ile dikkat ettim, o mezar taşında, büyük harflerle "Said" ismi yazılmış gördüm. Teessüf ve hayretimden, "Eyvah!" dedim. Birden, o han kapısında bana nasihat eden zâtın sesini işittim. Dedi:
"Aklın başına geldi mi?"
Dedim: "Evet geldi. Fakat kuvvet kalmadı, çare yok."
Dedi: "Tevbe et, tevekkül et."
Dedim: "Ettim."
Ayıldım. Eski Said kaybolmuş; Yeni Said olarak kendimi gördüm.
İşte, o vâkıa-i hayaliyeyi, Allah hayır etsin, bir iki kısmını ben tâbir edeceğim; sâir cihetleri sen kendin tâbir et.
O yolculuk ise, âlem-i ervâhtan, rahm-ı mâderden, gençlikten, ihtiyarlıktan, kabirden, berzahtan, haşirden, köprüden geçen ebedü’l-âbâd tarafına bir yolculuktur.
O altmış altın ise, altmış sene ömürdür ki, bu vâkıayı gördüğüm vakit, kendimi kırk beş yaşında tahmin ediyordum. Senedim yok, fakat bakî kalan on beşinden yarısını âhirete sarf etmek için, Kur’ân-ı Hakîmin hâlis bir tilmizi beni irşâd etti.
O han ise, benim için İstanbul imiş.
O şimendifer ise, zamandır. Her bir yıl bir vagondur.
O tünel ise, hayat-ı dünyeviyedir.
O dikenli çiçekler ve meyveler ise, lezâiz-i nâmeşrûadır ve lehviyât-ı muharremedir ki, mülâkàt esnâsında, tasavvur-u zevâldeki elem kalbi kanatıyor; müfârakatında parçalıyor, cezayı dahi çektiriyor.
Şimendifer hademesi demişti: "Beş kuruş ver. Onlardan istediğin kadar vereceğim." Onun tâbiri şudur ki:
İnsanın helâl sa’yiyle meşrû dairede gördüğü zevkler, lezzetler keyfine kâfidir, harama girmeye ihtiyaç bırakmaz. Sâir kısımları sen tâbir edebilirsin.
DÖRDÜNCÜ NÜKTE
İnsan, şu kâinat içinde pek nâzik ve nâzenin bir çocuğa benzer. Zaafında büyük bir kuvvet ve aczinde büyük bir kudret vardır. Çünkü, o zaafın kuvvetiyle ve aczin kudretiyledir ki, şu mevcudât, ona musahhar olmuş.