Mesnevi-i Nuriye On Dördüncü Reşha

DÖRDÜNCÜ KATRE : Kur’an’ın felsefi mesail-i kevniyenin bir kısmında ihmalle, bir kısmında iphamla, öteki kısmında icmal ile işaret ettiği derece-i i’cazı altı nükte zımnında izah ediyoruz.
Birinci nükte:
S: Niçin Kur’an da hikmet ve felsefe gibi kainattan bahsetmiyor?
C: Felsefe hakikattan udül etmiş, kainata mana-yı ismiyle bakarak, kainatı kainat hesabına istihdam ediyor. Kur’an ise, Haktan hakla nazil olmuş, hakikate gidiyor. Mevcudata mana-yı harfiyle bakarak Halıkının hesabına istihdam ediyor.
S: Ulvi ve süfli ecramın mahiyetleri, şekilleri, hareketleri hakkında fennin verdiği beyanat gibi beyan lazımken müphem bırakılmıştır.
C: Bu gibi meselelerde ipham daha mühimdir. Ve icmal daha cemil ve güzeldir. Çünkü, Kur’an, istitradi ve tebei olarak; Cenab-ı Hakkın zatına, sıfatına istidlal için kainattan bahsediyor. İstidlalin birinci şartı, delilin neticeden daha zahir ve malüm olması lazımdır. Eğer fencilerin iştahı gibi "şemsin sükünuna, arzın hareketine bakmakla Allah’ın azametini anlayınız" demiş olsaydı, delil müddeadan daha hafi olurdu. Ve insanların ekserisi, ekser zamanlarda fehmedemediklerinden inkara zehab ederlerdi. Halbuki, irşad ve hidayet zamanlarında cumhurun derece-i fehimleri nazara alınarak ona göre söz söylemek icab eder. Maahaza, ekseriyete yapılan müraattan, ekalliyette kalanın mahrumiyeti neş’et etmez. Çünkü onlar da istifade ediyorlar. Amma mesele maküse olursa, ekseriyet mahrum kalır, istifade edemez. Çünkü fehimleri kasırdır.
Ve saniyen: Belagat-ı irşadiyenin şe’nindendir ki, avamın nazarına, ammenin hissine, cumhurun fehmine göre hareket yapılsın ki, nazarları tevahhuş, fikirleri kabulden imtina etmesin. Binaenaleyh, cumhura olan hitabın en beliği, zahir, basit, sehl olmasıdır ki aciz olmasınlar. Muhtasar olsun ki melül olmasınlar. Mücmel olsun ki, lüzumlu olmayan tafsilden nefret etmesinler.
Ve salisen: Kur’an mevcudatın ahvalinden ancak Halıkları için bahseder. Mevcudatın zatlarına ait değildir. Bu itibarla, Kur’an’ca en mühim, kainatın Halıka nazır olan ahvalidir. Fen ise, Halıkı işe katmıyor, kainatın ahvalinden bizatiha bahsediyor. Ve keza, Kur’an bütün insanlara hitap eder. Ve ekseriyetin fehmini müraat eder ki, tahkiki bir marifet sahibi olsunlar. Fen ise, yalnız fencilerle konuşur, avamı nazara almıyor; avam taklitte kalıyor. Bu itibarla, fennin tafsilatını ihmal veya ipham, maslahat-ı amme ve menfaat-i umumiyeye nazaran, ayn-ı isabet ve ayn-ı hikmettir.
Ve rabian: Kur’an bütün zamanları tenvir ve bütün insanları irşad eden bir kitaptır. Bu itibarla, irşadın belagatı icabınca, ekseriyeti, nazarlarında bedihi olan