Mana-i Harfi

Kanser Hücresi de Rahmete Âyinedir

Muhteşem bir işleyişle iki yarım hücrenin, daha doğrusu yarımşar kodlu iki hücrenin bir araya gelmesi ile insanın maddi yaşantısı başlar. Hayat programının yarısı hücrenin birinde, diğer yarısı ötekindedir. Birleşmeleri ile tamamlanan program “RUN” komutu için düğmeye basılmışçasına, zincirleme işlem, basamaklarına başlar. Aslında bu noktaya gelinip de programın oluşması için gerçekleşen birleşme de daha önce asırlardır hatta milyarlarca yıldır devam eden işlem basamaklarının, külli bir programın parçasıdır. Bir yönüyle yeni bir başlangıç, bir yönüyle süregelen bir işlemler zincirinin parçasıdır. Bir hücreyle başlar insanın beden programı ve hücrelerle devam eder. Bu hücrelere yerleştirilmiş olan genetik kodlar, aynı programın tamamıyla her bir hücrede yerleştirildiğini düşündüren muhteşem bir işleyiş manzarası sergilerler. Sonra beden, bütünüyle ruhu şekillendiren, onda manalar hasıl eden bir büyük program halini alır. Benliğin şekillenmesi, arzular, ihtiraslar, kıskançlıklar, sevinçler, üzüntüler, hastalıklar, ağrılar, üşümeler, terlemeler ruh ve beden etkileşiminin bir tür dışa yansıyan tezahürleri gibidir. Bedendeki değişikliklerin ruhta oluşturduğu sonuçlarla manalar oluşur ve insan manevî alemlere, oranın hallerini idrake hazırlanır.

Bu muhteşem programın genel bir işleyiş şekli vardır. Meselâ, programın bir insan başlangıcı olacak her basamağında hücre bölünmeleri ile kaç günde kaç adet hücre oluşacağı az çok tahmin edilebilir. Gözün rengini belirleyen gen tespit edilirse ve işleyiş mekanizmaları anlaşılırsa, daha program işleme konmadan gözün rengi öğrenilebilir veya renkte değişiklik için teşebbüste bulunabilir. Bu, olayın mekanik işleyen boyutudur ya da inşa denen bir programın basamak basamak uygulanmasına benzer yönüdür. Ancak varlığın diğer bir yönünde her şey ve her bir işleyiş tektir. “Aynı nehirde iki kez yıkanamazsınız.” Hükmünce, daha uyumlu olan bu yönde programın her anında bir sürprizle karşılaşmak mümkündür. Evet, “istisnalar kaideyi bozmaz”, hayatımızı kaidelere göre planlarız. Kurallar varlık ve bizler arasındaki ilişkileri planlar, ama istisnalar da hayatımızın bir parçasıdır. Hayatımızı etkiler. Trafik kazaları, felaketler kural değildir; istisnadırlar, ama hayatımızı derinden, bazen kökten etkilerler.

İşte burada çok sık yüzleştiğimiz bir yanlış şudur ki; istisnaların tesadüfî ve kuraların bozulmasından kaynaklanan haller olduğunu, mekanik, yeknesak işleyen program basamaklarının bir şekilde aksamasının ve bozulmasının sonucunda olduğunu düşünürüz. Oysa bunlar, “Yaratıcı’nın kainatı altı günde yaratıp, yedinci günde istirahata çekilmediği”nin, her an ve işleyişin her safhasında varlıkla ilgili olduğunun delilleridir. İnşa içinde ibdanın, yani kurallara bağlı mekanik işleyişlerle birlikte programın hem yapılmış işleme konmuş gibi hem de o an yapılıyor gibi bir hali olduğunun işaretleridir. İstisnalar da kurallar da bir kasıt ve irade ile maksatlı olarak ortaya konmaktadır.

Kanser de, insan bedeninin akıl almaz işleyişleri ard arda gelen bölünmeler, zincirleme reaksiyonları içinde bir istisnadır. Hayatın genel seyrinin en acı sürprizlerinden biridir. Patoloji bilimi çerçevesindeki tanımı da yukarıda anlatmaya çalıştığımıza uygun olarak “kontrolsüz hücre çoğalması ve başkalaşması” şeklindedir.

İlk hücrenin teşkili, sonra bölünmeye başlaması (proliferasyon), sonra organları teşkil edecek şekilde başkalaşmaya (diferansiyasyon) devam etmesi hep kontrollüdür, maksatlıdır. Hepimiz, bir Yaratıcı’nın var olduğuna inanan ya da inanmayan herkes bunu kabul eder. Çünkü bu işlemlerin sonucunda eli, kolu, gözü, kulağı, saçı kısacası her şeyi ile bir insan oluşacağını bilirler. “Hamilesiniz!” müjdesinin karşılığı sekiz, dokuz ay zarfında inşa edilecek muhteşem bir bedenin daha sonraki gelişim basamaklarını tamamlamak üzere aramıza katılmasıdır. Artık tüm organlar şekillenmiş, kendilerine has muhteşem işleri yürütmeye başlamışlardır. Bu arada aynı genetik şifre üzerinden bölünmeler ve çoğalmalar devam eder. Bir denge haline ulaşıldığı, çoğalan hücreler ile ölüp atılan hücrelerin sayısı eşitlendiği için büyüme ya da küçülme olmaksızın, hücre akışı devam eder ve organ sabit duruyormuş gibi gözükür. Oysa, beyin dışında, hücrelerden oluşan her organın, kendine has bir sürede tamamen yenilendiğini, hücrelerde çoğalma faaliyetinin hiç durmadığını biliyoruz. Her organın hücreleri ilk hücredeki gibi kendi benzerlerini kopyaladıkları izlenimi veren bir manzara sergilerler.

Bu çoğalmalar, kopyalamalar bedenin ve ilgili organın işleyiş düzeni ile uyumludur. Öyle ki, dışarıdan bakışta bu işleyişlerin farkına bile varılmayacak derecede ahenk vardır. Bu, canlı varlıklardaki genel işleyiş yani kuraldır. Öyle bir an gelir ki, hücrelerden bir veya birkaçı programları bozulmuşçasına, şu anki bilgilerimizle genetik şifrelerinde bazı bozulmalar nedeniyle her zamankinden hızlı çoğalmaya başlarlar. Bu bazen, hücrenin içinde yer aldığı organın hücrelerinden çok farklı görünümde ve özellikte bir şekle girmesi şeklinde olur. Bu, kural şeklinde işleyen, düzen içinde düzensizlik görüntüsü ve beden içinde bir tür anarşi halinin ortaya çıkmasıdır. Organın düzeni ve zamanla bedenin düzeni bozulur. İlk bakışta kurulu ve işleyen düzene dıştan bazı müdahalelerle işleyişin bozulması hali gibidir bu. İlahi kudret düzeni kurmuş; mutasyonlar, virüsler, kimyevî maddeler, radyasyon gibi dış mihraklar bu düzeni bozmuştur.

Oysa, ilk insan hücresinin eli kolu bağlı ve beslenmeye gözetilmeye muhtaç olduğu gibi ilk kanser hücresi de yanı şeylere ihtiyaç duyar. Bunu kendi başına yapabilecek gücü olmadığı açıktır. Her hücrenin en derinliklerine kadar bilip, idare eden bir Alîm-i Mutlak’ın idaresinde trilyonlarca hücrenin kalabalığı arasında vaziyeti idare imkanı da yoktur. O halde her türlü ihtiyaçları yetiştirilen, rahmet işareti rızık hakikatine mazhar olan ve sırf onları beslemek için etraflarında damar ağları oluşturulan kanser hücreleri yanlışlıkla, kaza ile, bir şeylerin unutulması ile değil; kasıtla ve irade ile ve bir maksada yönelik olarak bedende ortaya çıkıyor olmalıdır. Öyle ise en azından ortaya çıkış mekanizmalarını anlamak için sarf edilen kadar bir çaba, kanser hücrelerinin maksatlarını anlamak için de sarf edilmelidir. Böyle bir çabanın ürünü olan Hastalar Risalesi’nde, kanser hücresinde de engin rahmetin açıkça tezahürlerini görmek mümkündür.

Yazar


Avatar