Mana-i Harfi

İçindeki Kötülüklerden Değil, Onların Yanında Olmaktan Kork

“Bu yaranın merhemi şudur ki:
Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi, tevehhüm-ü küfür dahi, küfür değildir. Tasavvur-u dalâlet, dalâlet olmadığı gibi, tefekkür-ü dalâlet dahi, dalâlet değildir. Çünkü, hem tahayyül, hem tevehhüm, hem tasavvur, hem tefekkür, tasdik-i aklîden ve iz’ân-ı kalbîden ayrıdırlar, başkadırlar. Onlar bir derece serbesttirler, cüz-i ihtiyâriyeyi pek dinlemiyorlar, teklif-i dinî altına çok giremiyorlar. Tasdik ve iz’an, öyle değiller; bir mîzana tâbidirler.”

İnsan beyni varlık alemini anlayıp anlamlandırmak üzere donatılmıştır. Doğduğu andan itibaren, şu an ortaya konan verilerden hareketle, belki de daha öncesinde çevreyle ve algıladığı varlıklarla ilgilidir. Bu durumla bağlantılı olarak sesler, şekiller, suretler, kokular, dokunuşlar ve tatlardan oluşan bir alem algısı, hayat boyu fertlerin iç aleminde şekillenir. Sonra bunlar aklın, hayalin, arzuların, duyguların ve insanı insan yapan pek çok ruh fonksiyonunun potasında yoğrulur, neticesinde kabuller, tasdikler ve inançlar ortaya çıkar. Bu yoğrulma sürecinde insanın iç alemi, dokuduğu suretlerde, manalarda ve kurulan bağlantılarda her hangi bir sınır ve bağlayıcı faktörün etkisi altında değildir. Her şeyin her şeyle bağlantılı olabileceği, her türlü mananın iç alemde şekillenebileceği akışkan bir zemin olan hayal aleminde kurallar, ayıplar, günahlar henüz ortaya çıkmamış şekildedir. Şuur altında, şuur boyutuna uzanan kabullerde toplumun genel kabulleri ve aile içi kurallardan genel ahlak kurallarına uzanan bir yapının baskılayıcı ve şekillendirici etkisi vardır. Bu Freud’un süper ego şeklinde tanımladığı şey olmalıdır. Henüz süper ego şeklinde tarif edilen unsurların alanına girmeden önce duygu, düşünce ve meyillerde herhangi bir sınır yoktur. Benlik ya da egodan davranışlara ve görünen aleme sadece süper egonun kontrolünden geçenler çıkabilir. İşte vahyin varlık alemine ulaşan emirleri ya da dini emirler şeklinde sosyal hayatta etkileri gözlenen kurallar bu alanı, yani süper egoyu şekillendirmede etkilidirler. Süper ego ve egonu uyum içinde olduğu ve kişinin ruh aleminde bir ahengin yaşandığı hal şuur altına itilen şeylerin bir kabul ve tasdik ile itilmesi halidir. Kabul ve tasdik olmaksızın zorla bu alana itilen şeyler iç basıncı artırmakta ve hayatın belirli dönemlerinde psikolojik veya psikiyatrik patlamalara yol açabilmektedirler.

İnsan, genetik yapısının, bu yapı üzerinde oluşan hormonlar ve sinir sistemi gibi unsurlarla ortaya çıkan meyillerin, kuvvelerin ve bütün bunların sosyal etkenler ve farklı kaynaklardan alemine ulaşan kurallar ile mezcinden ve ahenginden hasıl olan bir kompleks biyopsikososyal yapı ya da kişiliktir. Bu yapının iç aleminde her şeye açık olan boyutunda ve meyillerin her tarafa yönelebilme istidadı taşıdığı safhada her tür hayal ve düşünce yer alabilmektedir. Ancak, bu alan ferdin kişilik özelliklerini, dini ve sosyal sorumluluklarını belirleyen bir alan değildir. Kötülük, düşünce düzeyinde kaldığı sürece ve sadece hayal aleminde yer alan bir işleyiş olduğu sürece ne kişiliğe zarar verir ne de toplum düzenini olumsuz yönde etkiler. Bu yüzden, dinlerin günlük hayata yansıyan kurallarında ve hukuk kurallarında kişiler hayallerinden, düşüncelerinden dolayı suçlu bulunmazlar ve cezalandırılmazlar. Suç, ancak fiil ortaya çıktıktan sonra gerçekleşmiş kabul edilir. Henüz kuvve safhasında olan şeylerden dolayı kişilerin suçlu bulunup cezalandırılması ilahi ve beşeri hiçbir hukuk sistemi tarafından kabul edilemez. Dini anlamda sorumluluk tasdik ve kabul ile başlar. Kişi iç aleminde var olan, hayal aleminde dolaşan her şeyi tasdik ve kabul ediyor demek değildir. Hayal ve düşüncelerin alanı, tarafsız değerlendirerek tercih yapabilmeye izin verecek şekilde her tür düşünce ve hayale açıktır. Kötü düşüncelerin iç aleminde yer almadığı, çirkin hayallerin hayal dünyasına girmediği bir durumda insanın imtihanından bahsedilemez. Böyle bir durumda doğrunun tercih edildiğinden bahsedilemez. Çünkü doğrunun istikameti belirlenmiştir ve oraya yönelmek için kişinin faziletine, belli bir yönü tercihine gerek kalmamaktadır. Bu durumda imtihanın sağlıklı olabilmesi, iyi ruhlarla kötü ruhların ayırt edilebilmesi açısından yaşadığımız alemin kuralları gereği iyi ve kötü her türlü tercih, iç alemde ve hayallerde yer almalıdır. Ancak bu şekilde kişinin iyiyi tercih ettiğinden bahsedilebilir.

Bu noktada problem olan husus, kişinin kötüyü tercih etmiş olmaktan dolayı değil, kötünün iç aleminde var olmasından dolayı suçluluk duygusuna kapılmasıdır. İnsan her türlü işi ve manzarayı düşünmeye, tasavvur etmeye, hayal etmeye yatkın bir varlıktır. Bu özellikleri ile varlık mertebelerinin en üstüne çıkabilecek ve en altına inebilecek cihazlarla donatılmıştır. Kabiliyetleri, meyilleri ve kuvveleri ile, iyi ve kötü yönde her türlü işe müsait iken, aklına geldiği, düşünebildiği halde yapmadığı için, kuvveleri o yöne sürüklediği halde uzak kalabildiği için bir üstünlük, diğer mahluklar ve meleklerden farklılık insana verilmiştir. Yani, düşüncede, tasavvurda, kuvvede kalan fiile, akılla tasdike, kalben taraftar olma boyutuna geçmeyen kötülükler ve edep dışı sözler aslında insanın terakkisinin vesileleridir. İç aleminde bunlarla mücadele ettiği için ve bunlara karşı doğruluğun, iyiliğin ve güzel ahlakın tarafında yer alabildiği için diğer varlıklardan ayrılmış ve ruhen gelişmeye namzet kılınmıştır.

Bütün bunlardan sonra diyebiliriz ki, insan, imtihanı ve yaratılışı gereği, şu alemdeki pozisyonu nedeniyle düşünce, hayal ve tasavvurlarında kötü söz ve düşünceler yer alabilmekte ve kötülüklere meyledebilecek özellikler taşımaktadır. Bu özellikleri aynı zamanda ondaki mücadele, gelişme, ilerleme meylini ve olumlu yönlerini de açığa çıkaran bir yapı ortaya koymaktadır. Gelişmeye ve gerçek insanlığımızı yaşamaya yol açan bu olumsuzlukların ve kötülüklerin iç alemimizde bulunmasından sıkıntı duymak çok gereksiz ve yersizdir. Önemli olan, tarafsız muhakeme ve imtihan gereği, içimizdeki kötü düşünce ve fiillerin tarafında yer almamak, onları kabul etmemek ve fiiliyata dökmemektir. Bunu başarabildiğimiz zaman, iç dünyamızda kötü söz ve düşüncelerin varlığı insanlık mertebelerinde yükselişimiz, ruhen ve manen insanlığın en üst mertebelerine çıkışımız için basamaklara dönüşeceklerdir.

Yazar


Avatar