Mana-i Harfi

Her Mümkün, Kabul Edilmiş Değildir

“Şu nevi vesvesenin en mühimi budur ki: Vesveseli adam, imkân-ı zâtî ile imkân-ı zihnîyi birbirine iltibas eder. Yani, birşeyi zâtında mümkün görse, o şeyi zihnen dahi mümkün ve aklen meşkuk tevehhüm eder. Halbuki, ilm-i kelâmın kaidelerindendir ki; imkân-ı zâtî ise, yakîn-i ilmîye münâfi değil ve zarûret-i zihniyeye zıddiyeti yoktur. Meselâ, şu dakikada Karadeniz’in yere batması, zâtında mümkündür ve o imkân-ı zâtî ile muhtemeldir. Halbuki, yakînen o denizin yerinde olduğunu hükmediyoruz, şüphesiz biliyoruz; ve o ihtimâl-i imkânî ve imkân-ı zâtî, bize şek vermez, bir şüphe getirmez, yakînimizi bozmaz. Meselâ, şu güneş, zâtında mümkündür ki, bugün gurûb etmesin veya yarın tulû etmesin. Halbuki, bu imkân, yakînimize zarar vermez, şüphe getirmez.”

Varlık aleminin ve maddenin temeli, asıl yapısı ya da zati özellikleri dışarıdan gözlendiği gibi sabit ve kararlı değildir. Varlıklar imkân ve vücup arasında değişimlerin sonucu ortaya çıkan ve zati gerçeklikleri ve sabitlikleri olmayan unsurlardır. Zatında hep var ve değişmez, kararlı olan yalnızca Zat-ı Vacibü’l-Vücut’tur. Yalnızca O’nun zatı vacip diğer bütün zatlar “mümkin” ve O’nun haricindeki bütün vücutlar “tebei”dir. Bütün varlıklar başlangıçta ve özde “hadsiz imkânat mabeyninde mütereddit”tir. Vücuda gelmeden önce olasılıklar aleminde iken her şey ve her bir şey, her şey olma istidadını taşımaktadır. Külli iradenin o nesne ile ilgili hükmü ortaya çıktıktan sonra, artık imkânlardan vücuba, olasılıklar şeklindeki netleşmemiş, buharlaşmış boyuttan varlıklar şeklindeki netlik boyutuna geçiş olur. Zatına bakıldığında her şeyin her şey olma ihtimali vardır. Çünkü vücut bulduğu görünen hal değil aslında ve özünde var olan imkânlar, ihtimaller ve kaos şeklinde gözlenen yapı zati özelliklerini belirlemektedir. Varlığın zati özelliğinde bulunan her şeye dönüşebilme potansiyeli “imkân-ı zati” kavramını ifade etmektedir. Oysa zihin daha önce toplanmış bilgi birikiminin şekillendirdiği prensipler çerçevesinde ihtimaller alanı oluşturmakta, bu bilgilerin ışığında mümkün olanlar ve mümkün olmayanlar kümesi ortaya çıkmaktadır. Bazı şeylerin olup-olamayacağına dair inanç ya da kabul iyice belirginleşmiştir. İşte bu kabul “yakin” adını almakta ve yerleşmiş kabuller bu çerçevede belirginleşmektedir.

Vesveseli kişi zatında mümkün olmak, yani varlığın özünde taşıdığı her şey olabilme potansiyeli ile bunun zihinde mümkün kabul edilmesi ya da yakin adı verilen düzeyde kabullenilmesini karıştırmaktadır. Her hangi bir nesne ve olay için ihtimallerin veya olabilirliklerin sınırı yoktur. Ancak, zihin bunların çoğunu maddi alemin ya da mülk aleminin işleyiş kuralları ya da gerçek adı verilen özellikleri ile sınırlar. Bu sınırlar içindeki olabilirlikler ile tavırlar belirlenir. Aksi takdirde her hangi bir konuda tavır belirlenebilmesi ve mülk aleminin içinde yolun çizilebilmesi mümkün olmazdı. Her an her şey olabilme potansiyeli olan varlık aleminde yolu sınırlayan ve kişinin maddi alem ile ilişkilerini ve mülk alemindeki tavırlarını belirleyen zihni ihtimaller olmalıdır. Zihni ihtimaller algılar ve varlık aleminin belirli kurallar çerçevesinde işleyişinin, bu işleyişin aynı tarzda tekrarının, yani fıtri şeriat kurallarının sonucu şekillenmektedir. Bu işleyişe bağlı olarak kural adı verilen hep aynı tarzda oluş özellikleri her şey olabilme potansiyeline bir sınırlılık getirmekte ve bazı şeylerin olamayacağı noktasında zihni ihtimalleri sınırlamaktadır. Varlık aleminin işleyişi içinde belirli kabullere ulaşan ve bu kabulleri netleştirmekle yakin haline getiren insan, başlangıçta varlığın zatındaki imkânların sınırsızlığı ile yüzleşmek durumundadır. Bu hali zihninde de var kabul edip yakin haline dönüştüğünü zannetmek çok önemli bir yanılgıdır. Bundan kaynaklanan telaş çok yersizdir. İç alemimizde bu türden hareketlilikler ve eşyanın zatındaki sınırsız imkânların kaynaşması kişinin kabullerini belirlemez. Kabulleri esas olarak belirleyen ilmi kurallar adı atında iç alemimizde şekillenen hükümler ve zihnin zaruret olarak kabul ettiği sınırlamalardır. Bu sınırlamalar ile şartlar, gereklilikler, olabilirlikler ve olamazlar şeklinde bir zihin yapısı oluşur. Her şey için her ihtimal mümkün olmakla birlikte, kişilerin kabulleri ve mülk alemindeki tavırları bu sınırlılıklar ile oluşmaktadır. Kelam ilmi de varlıkların özünde, aslında var olan ihtimallerin zihnin kabulleri ya da ilmi kabuller olarak ortaya konamayacağını ifade etmektedir.

O halde vesveseli şahsın bazı uçuk ve sıkıntı verici çağrışımlardan ya da iç alemde kaynaşan manalardan duyduğu sıkıntı, zatında mümkün olma ile zihinde ve ilimde mümkün olmayı birbirine karıştırmaktan kaynaklanmaktadır. Böyle olunca en ilgisiz ve varlık aleminin işleyiş kuralları içinde saçma kabul edilen şeyleri bile kendi kabulü zannetmektedir. Bundan dolayı sorumluluk duymak ve suçluluk duygusuna kapılmak yanlış bir algının ve yersiz bir vehmin sonucudur.

Yazar


Avatar