Mana-i Harfi

Gerçek mutluluk Fıtrîliktedir

İnsanın kendini iyi hissetmesi ruh ve beden ihtiyaçlarının karşılandığına tam kanaat içinde olması ve kendini emniyette hissetmesi ile alakalı bir durum olmalıdır. İhtiyaçların karşılanması, aslında ihtiyaçların tanımlanması ile ilgilidir. İhtiyaçlar ve bunların karşılandığına dair tatmin hırsı ya bütün arzuları karşılamak, her türlü isteğe cevap bulmaya çalışmakla ya da ihtiyaç olarak algılanan şeylerin azaltılmasıyla olur. Mutluluk bir tatmin olma hali ise; bu, kişinin algı düzeyi ya da algılama şekli ile yakından ilgilidir. Yarısına kadar su dolu bardağı yarısı boş bardak olarak da algılayabilirsiniz. Müspet bakışa doluluk, menfi bakışa boşluk gözükecektir. Aynı durumdan müspet bakışlı olan mutluluk, menfi bakışlı olan sıkıntı ve mutsuzluk hissedecektir.

Tatmin olmuşluk beklentilerle elde edilenler arasındaki bir dengenin sonucu olduğuna göre eldekileri artırmak kadar beklentileri azaltmak da aynı sonucu doğurabilir. Eski Yunan’da Stoacılar adlı bir grup, beklentilerin azaltılmasını bir hayat felsefesi haline getirmiştir. Bu felsefenin öncülerinden olan Diyojen, üzerine giyecek elbisesi dahi olmadığı için bir varil içinde yaşama boyutuna kadar varmıştır işi. Bu şahsın, kendisine yardımcı olmak talebini dile getiren Büyük İskender’e varil içinden verdiği cevap dillere destan olmuştur: “Gölge etme, başka ihsan istemez!” Beklentilerin bu derece azaltılması da Bediüzzaman’ın sırat-ı müstakim tarifinde tefrit mertebelerinden biri olan humud ile uyumludur ki, istikametli yani doğru olan yoldan ve insan fıtratından bir sapmadır. O halde beklentilerde ve taleplerde, arzuların elde edilmesi yolunda ortayı bulmak gereklidir. Yani istikamet vasattadır. Arzuların, beklentilerin kuvvesi kuvve-i şeheviyenin vasatı ise iffet kavramıyla ifade edilmiş izin verilenlere izin verildiği ölçüde iştah ve arzu, izin verilmeyenlerden ise uzak kalmak şeklinde ortaya çıkan bir haldir. Bu, her nimetin bir sahibinin ve ikram edenin farkında olmak durumudur. O Zat’ın emri ve izni dairesinde hareket etmek tatmin duygusunu daha artırıp, müteşekkir bir memnuniyet hali doğuracak ve hayatı daha yaşanır hale getirecektir.

Kendini iyi hissetme derecesi, “duygu durumu” kavramı ile ifade edilmektedir. Bu durum, “depresyon” ve “mani” adları verilen tefrit ve ifrat mertebeleri arasında vasatını bulduğunda hayatla bağları normal olan bir fert ve sağlıklı bir kişilik zemini olabilir. Ne hayatla bütün bağlarını koparmış, hiç bir şeyden zevk almayan, hayatı anlamsızlaşmış ve yaşamaktan zevk almayan bir kişilik ne de aşırı derecede enerji dolu, konuşması ve fiillerinde bir sınır olmayan, neşesiyle çevreye rahatsızlık veren bir kişilik normal fıtratın dışa yansımasıdır. Fıtrat kendi ve çevresi ile barışık, kendisine de çevresine duygu ve fizik özellikleri ile zarar vermeyen bir fertle uyumludur. Zaten varlık ve toplumun genel ahengi içinde fıtrata aykırı şeyler hastalıklar, sosyal problemler ve uyumsuzluklarda belli olmaktadır. Bu da fıtri hallerin kişinin mutluluğu ve huzuru açısından gerekliliğinin bir işaret olmalıdır.

Söz konusu fıtrat olunca insanın fark etmediği ve özünde varolan bazı haller de gündeme gelmektedir. Mesela, elest meclisinde Rabb’ine kulluk ve itaat sözü vermiş olan bir ruhta O’nun emirlerine uzak ve isyan halinde bir mutluluk ve tatmin olmuş bir ruh hali düşünülemez. Sebebini bilmediği, açıklayamadığı, anlam veremediği korkular, endişeler, sıkıntılar, çarpıntılar, karabasanlar gerisinde efendisinden kaçmış bir kölenin ruh hali gizli gibidir. Sürekli kaçısın tedirginliği içinde sağlıklı bir ruh hali beklenemez. Her şey normalken, sıkıntı duymak için hiç bir neden yokken, anlam veremediğimiz kaygılarımız, bir sebep bulamadığımız huzursuzluklarımız, belki de ruhumuzda, derinlerde bir yerde verdiğimiz söze ihanetin sıkıntısıdır. Bu, pek çoğumuzun yaşadığı şöyle bir hale benzer: Evden çıkarken yapacaklarınızı zihninizde planlarsınız. Sonra planladıklarınızı yaptığınızı düşündüğünüz anda içinizde bir sıkıntı duyarsınız, neden olduğunu anlayamadığınız bir sıkıntı. Eve dönünce bu sıkıntının sebebi açığa kavuşur. Planladıklarınızdan bir veya birkaç işi eksik yapmışsınızdır. Neden olduğunu anlamadığınız sıkıntının kaynağı budur.

Hayatımızda yer alan anlamsız sıkıntıların bir kısmı belki de ruhumuzun alem-i ervahtan şehadet alemine, yani günlük yaşantıya geçişte üstlendiği görevler ve teklifin gereği olan halleri unutmamızdan kaynaklanıyor. Bedenimiz nefis, arzular ve hevanın emirleri doğrultusunda gününü gün ederken ruhumuz büyük bir azap yaşıyor. Bir arada bulunan ruh ve bedenin ahengi bozuluyor. Ruhtan bedene yansıyan ve “somatizasyon bozukluğu” adı verilen rahatsızlıklar, bedenden ruha yansıyan tatminsizlik, huzursuzluk, depresyon, panik ve sıkıntılar bu ahenksizliğin bir sonucu olmalı.

“Bir yerlerde eksik var! Unuttuğum bir şeyler olmalı!” tedirginliğini yaşadığımızda, hayatımızın ahengini bozulmuş hissettiğimizde yapacağımız en önemli şey, ruhumuzun arayışlarına kulak vermek olmalıdır. Evden kaçmış bir gencin şehrin dağdağaları içinde tek kurtuluşu tekrar eve dönmektir. Ruhumuzun mutluluğu ve huzuru için en önemli şart ise, Rabb-i Rahim’ine dönmek, onun tüm kainatı kuşatan şefkatine, sonsuz rahmetine sığınmaktır.

Yazar


Avatar