Hayatı

Bediüzzaman’ın gençlik azmi ve geri kalmamızın sebebleri

Said Nursi, hakikat yolunda ilerlerken hallerden ve makamlardan geçen bir sufi değildi. O bütün bunların üstünde İslama hizmet eden, asrımızın etkili ve ıslahatçı bir mücahidiydi.

    Kendisine yöneltilen tüm ithamlara hapis ve sürgünlere rağmen, Türkiye’yi baştan başa kuşatmayı başararak İslam düşmanlarının kalplerine korku saldı. Karanlık günleri elindeki nurla aydınlattı.

    Bu aydınlık, Risale-i Nur’du. O eser, Nursi’nin gerek hapiste gerek dışarıdaki cihadı esnasında yazdığı mektuplardı. Bu mektuplar Müslümanları koruyan bir kalkan olmayı başarmış ve dessasların planlarını akamete uğratmışlardı.

    Biz de Ramazan boyunca, hayatını ve önemli düşüncelerinden bazı bölümleri sizlere sunacağız.

    Ahmed BEHÇED
    Mısır-El Ehram Gazetesi Başyazarı

Gençlik Azmi

Muhakkak Said Nursi bulunduğu çağı aşan bir kimseydi. Bu hakikati bilsek de o aynı zamanda bulunduğu asrın insanıydı da.

Cihadının ilk dönemlerinde gençliği daha galipti. İhtiyarlık ise ona daha çok hikmet ve olgunluk getirmişti.

Hareketli gençlik yıllarında, çok normal olan gençlik kararsızlığı yaşıyordu. Belki de bu kararsızlık ve atılganlığı ona Mustafa Paşa hadisesini yaşattı.

Hadise Nursi’nin gördüğü bir rüya ile başlar. Rüyasında şeyh Abdülkadir Geylani kendisine şöyle söyler.

“Molla Said, Miran aşireti reisi Mustafa Paşa’ya git, onu hidayete, zulmü bırakmaya, namaz kılmaya ve iyilik etmeye davet et. Eğer dediklerini yapmazsa onu öldür.”

O sıralar gençliğinin doruğunda olan Nursi, bu rüya üzerine hemen Mustafa Paşa’nın aşiretine gider. Mustafa Paşa’nın çadırını öğrenir öğrenmez içine girip oturur. Ancak bu esnada Mustafa Paşa yoktur. Biraz sonra Mustafa Paşa çadırına girince, oradakilerin tamamı ona hürmeten ayağa kalkarlar. Nursi ise hiç kımıldamadan oturur. Paşa, adamlarına oturanın kim olduğunu sorunca, meşhur Molla Said olduğunu öğrenir. İyice kızan ve zaten ulemayı pek fazla sevmeyen Mustafa Paşa, Molla Said’e sorar. “Buraya neden geldin?” Molla Said:

“Seni hidayete davet etmeye geldim. Ya namaz kılar ve zulmü bırakırsın ya da seni öldürürüm.”

Paşa böyle bir söz beklemiyordu, sinirinden kurtulmak için çadırını terk eder. Mustafa Paşa geri dönüp tekrar aynı soruyu sorar. Bu kez de aynı cevabı alınca kızgınlığı, Molla Said’i öldürecek dereceye geldi. Ancak daha sonra Mustafa Paşa, Nursi’nin Cizre alimleriyle münazara yaptıktan sonra karar vermeyi tercih eder. Münazarada Nursi, bütün Cizre alimlerinin sorularını cevaplandırarak, onları yener. Böylece Mustafa Paşa iddiayı kaybederek, Nursi’nin söylediklerine uymak mecburiyetinde kalır.

Bu olay Said Nursi’nin ne denli asabi mizac ve gençlik atılganlığına sahip olduğunu gösteriyor. Bu görülmemiş bir dinamizm.

Geri Kalmanın Sebepleri

Müslümanların seviyesi neden düştü? İslâmın gücü neden yok oldu? Bu problemlerin ardında duran sebepler neydi? Bediüzzaman’ın uzun süre kafa yorduktan sonra cevaplandırdığı sorular bunlardı.

Başta şöyle soruyor: İlk medeniyet gelişmeleri İslâm dünyasında olmasına rağmen neden şimdi Müslümanlar en gelişmiş ülkeler arasında değiller? Neden Batı medeniyeti onlardan ileride?

Nursi’ye göre bu konudaki en önemli sebep, dini eğitim veren kurumlarla, yeni eğitim kurumları arasındaki çelişkilerdir.

Dini eğitim veren kurumlar yeni eğitim kurumlarında okuyanları zayıf inançlı olmak ve yorumculukla suçlarken, yeni eğitim kurumları da dini eğitim kurumlarını kalıplaşmışlık ve yeni ilimleri kabul etmemekle suçlayarak onlara güvenmemektedirler.

Karşılıklı suçlamalar çerçevesindeki bu düşünce ayrılığı Müslümanların medeniyet seviyesinin gerisinde kalmasına neden olup, ahlakî sarsıntı oluşturmuştur.

Nursi, Müslümanların ilerlemesine engel olan iki sebebe ulaşır. Problemin vaazlarda saklı olduğunu görür ve şöyle der: “Vaizleri dinledim, nasihatleri tesir etmedi, söyledikleri beni harekete geçirmedi. Araştırdığımda kaynağının üç sebep olduğunu gördüm.

1- Onlar eski zamanla, şimdiki zaman arasındaki farkı görmezlikten gelerek, eski zamanı günümüzde de yaşamaya çalışıyorlar. Şimdiki asrın en önemli gereği delil ve ispat olduğu halde, onlar, iddialarını delilsiz sunuyorlar.

2- Kanuna karşı saygısızlık ve onu ön planda tutmamak. Müslümanlar bir kanun çıkararak bir şeyi yaptırmak yada sakındırmak istediklerinde, neyin daha önemli olduğunu fark edemiyorlar. Kanundaki önemli ile daha önemli arasındaki ince dengeyi yitirmişlerdir.

3- Belagat, sözün vakıaya uygun olmasıdır. O halde söz, çağın ihtiyacına uygun olmalıdır. Müslümanlar günümüzün dilini konuşmalarına rağmen sanki insanları geçmiş zamana götürüyorlar. Dolayısıyla konuşanla dinleyen arasında sürekli bir boşluk kalıyor.

Bunlar, Bediüzzaman’ın Müslümanların problemlerine ve geri kalmalarına sebep olarak gördüklerinden bazıları.

Yazar


Avatar