Hayatı

Bediüzzaman Said Nursi’nin 31 Mart Olayı’ndaki Tavrı-II

İkinci Gün:33

İsyancılar isteklerinin bir kısmını elde etmiş, Tevfik Paşa başkanlığında yeni kabinenin kurulmasını sağlamışlardı.34 Askerler başıboş gruplar halinde bütün İstanbul’a yayılmışlar, birçok İstanbullu kaza kurşunuyla yaralanmıştı. Bazı askerler de bu arada rastladıkları Harbiyeli subayları öldürmeye çalışıyordu. Hatta bu o kadar genişledi ki, mektepli olanlar asker olup olmadıkları ayırt edilmeksizin rahatsız edilmeye başlanmıştı. Asi askerler mektepli avına çıkmıştı. Bu arada Serbesti gazetesi, halka işine gücüne bakmasını tavsiye ediyordu. Ayrıca isyanın ilk gününde yaşanan olaylar saat saat bütün ayrıntılarıyla naklediliyordu.35 Bu arada yer yer Padişah II. Abdülhamid’in lehine sloganlar atıldığı da oluyordu. Bu durumlarda Padişah pencereden göstericileri selamlıyordu.

Bediüzzaman, ikinci gün yine olayları dışarıdan tahkik eder. Askerler arasında itaatin bozulduğunu ve sadece dört zabitin vurulduğunu söylerler. Halbuki daha fazla insanın öldürüldüğünü daha sonra öğrenecek ve kendisine yalan söylendiğini anlayacaktır. O gün kendisini sevindiren tek şey, “şeriatın adab ve hududu icra olunacak sözüdür.” Bu söze sevinmesini de İT’in baskı ve cinayetlerinin yeniden yaşanmayacağı ümidi şeklinde yorumlamak mümkündür.36

Bu arada Rumeli’de ayaklanmayı bastırmak için bazı yeni gelişmeler oldu. Selanik Redif fırkasının bütün taburları silah altına alındı. Mahmut Şevket Paşa Harbiye Nezaretine bir telgraf çekerek İstanbul’da meydana gelen olayın mahiyeti hakkında bilgi istedi. Bu telgrafa o gün Harbiye Nazırı Ethem Paşa tarafından cevap verildi. Bu cevapta, ortalığın kabine değişikliği ile sakinleştiği, öldürülenlerin de hata sonucu öldürüldüğü bildirildi.

Öte yandan Selanik’te 31 Mart aleyhine büyük bir miting tertiplendi. 11 Temmuz meydanında yapılacak toplantı için sokaklara tellallar çıkarıldı. Böylece toplanan 20-30 bin kişilik bir kalabalık önünde Yeni Asır gazetesi başyazarı Fazlı Necip Bey, müderris Recep, Avdül (Arnavutça), Tomak (Bulgarca), Karaso (Türkçe ve Yahudice), Nikola (Sırpça), Kurki Apono (Ulahça) Efendiler tarafından konuşmalar yapıldı. Nutuklar “silah başına arş İstanbul’a” diye bitti, bunun üzerine ihtiyat ve redif askerleri silahlarını almağa giderken, birçokları gönüllü yazıldılar.37

O gün Volkan gazetesinde “Halife-i İslam Abdülhamid Han Hazretlerine Açık Mektup” adlı bir yazı yer aldı. Bu yazıda Vahdeti, “Bugün, Meşrutiyetimizi refetmek, Meclis-i Mebusan-ı Osmaniyi kapatmak yed-i kudret-i şahanenizdedir. Zat-ı hilafetpenahileri ‘hürriyet verilmez alınır’ diyenlere karşı; ‘işte almakta, vermek de, kudret-i şahanem dahilinde olduğunu görünüz!’ diyerek, namı şehinşahilerini murassa kalemlerle, altın varaklar üzerine kaydolunmasına, inayet buyurunuz!” diyordu.38

Vahdeti bu yazıda padişaha yapması gerekenler hakkında tavsiyede bulunuyordu. Bu tavsiyelerden biri de şayet Meclis-i Mebusan’ı kapatma yönünde telkinde bulunanlar olursa, o gibi sözlere itibar etmemesini tavsiye ediyordu. Yukarıdaki alıntıda da görüldüğü gibi, Meşrutiyeti padişahın tesis edip onun geliştirdiğini anlatmak için bu ifadeleri kullanıyordu. Böylece Meşrutiyet havariliği iddiasında olanlara da Meşrutiyeti kimin getirdiği konusunda bir mesaj veriyordu. Divan-ı Harb-i Örfi’de bu konu sorulan Derviş Vahdeti, “Haşa bu azametli ordunun kuvvetini inkar değil, öteden beri aleyhlerinde bulunduğum beş on zata telmih etmek suretinden ibarettir”39 der. Volkan yazarlarından Lutfi’de askerlerin Meclis-i Mebusan önündeki konuşmalarını aktarıyor ve bu tablo karşısında duygulandığını yazıyordu.40

Üçüncü Gün:41 “Edipler edepli olmalıdır.”

Derviş Vahdeti Volkan’da askerlere hitaben yazdığı makalesinde; “Arslanlar! Herbirinizin namı, nam-ı mübecceli tevarih-i ümemi [yüce İslam tarihinin adını] tezyin etti. Sizin gibi bir ordu dünyanın hiçbir köşesinde yoktur. Evet yoktur, bunu iftihar, gururla söyleyebiliriz. Çünkü böyle bir hareket-i askeriyye, dünyanın hangi bir noktasında vukua gelseydi, vatanları baştan başa herc ü merc olmak içten bile değildi.”42 diyordu. Aynı gazetede Said Nursi’nin de yazısı vardı. Ancak, bu yazı ihtilal öncesinden bu yana devam eden bir yazıydı. Bu yazı, 11 Nisan 1909’da başlamış, 12 Nisan ve 13 Nisan tarihlerinde de devam etmişti. Bu dört bölümden oluşan yazılar ihtilalden önce yazıldığından ihtilalin gündelik olaylarıyla ilgili olmasa bile, ortamın genel tartışmalarını ifade ediyordu. Bediüzzaman’ın Volkan gazetesiyle İttihad-ı Muhammedi Cemiyetiyle ilgisini ve bazı şahsi meseleleri izah ediyordu.43 Bediüzzaman aynı gün yazdığı başka bir yazıya, “Biraderim Derviş Vahdeti Bey’e” hitabıyla başlar: “Edibler edepli olmalıdırlar. Hem de edeb-i İslamiyye ile müteeddib olmalıdırlar. Matbuat nizamnamesini vicdanlarındaki hiss-i diyanet tanzim etsin…” diyerek basının halkı tahrik edici muhtevadan kaçınarak, yapıcı bir rol oynaması gerektiğinden söz eder.

Bu arada Harbiye Nazırı Ethem Paşa, askerlerin bir kısmıyla görüşerek mektepli-alaylı ayırımın yanlış olduğunu, herkesin el ele vererek vatan için çalışmaları gerektiğini söylüyordu.

Üçüncü gün toplanan Mecliste mebus Zohrap Efendi alaylı askerlerden kendisine gelen bir dilekçeyi açıkladı. Dilekçede Alaylı askerlerin mağduriyetlerinin giderilmesine dönük şu tedbirlerin Meclis tarafından kabul edilmesi gerektiğinden sözediliyordu. 1) Bütün askeri komisyonlarda ve Meclis-i Askeride ikinci mülazımdan feriğe kadar alaylı subay bulundurulacak, 2) Gazetelerde ve ordulara gönderilecek resmi bildirilerle Harbiyeli-alaylı ayırımının kalktığı ilan edilecek, 3) Ordularda hep aynı alaylı Harbiyeli oranı bulundurulacak, alaylıların çoğunun 5., 6., ve 7. ordularda görev yapmasına son verilecek. Dilekçe bir tehdit ile bitiyordu: “Ve baladaki maruzat-ı muhikamızın kabulünü istirham eyleriz, kabul buyurulmadığı takdirde ordularda büyük fenalıklar çıkacağını ve selamet-i vatan namına ihbar eyler ve cevabını bekleriz.”44 Mebusan bu dilekçeyle ilgili olarak, alaylılığın kusur sayılarak bu gibilerin kadro dışına çıkarılmalarının adalete uygun olmayacağının Harbiye Nazırına bildirilmesini kararlaştırdı.

15 Nisan 1909 gecesi, Binbaşı Muhtar Bey kumandasındaki Hareket Ordusunun ilk birliği Selanik’ten yola çıkar. Hareket Ordusu’nun bir endişesi, Edirne’de bulunan 2. Ordunun kendilerine nasıl bir tavır takınacağı idi. Ancak, 2. Ordunun tutumunu öğrenmek için Edirne’ye giden Mithat Şükrü, bu ordunun hareket ordusunu desteklediğini öğrendi.45

O gün meydana gelen olaylardan birisi de Ali Kabuli Bey olayıdır. İddiaya göre, Asar-ı Tevfik süvarisi ve Bahriye Silahendaz Taburu Kumandanı Binbaşı Ali Kabuli Bey, Yıldız’ı topa tutmağa hazırlanıyordu. Karadan yapılan telkinat neticesinde erler ayaklanarak Ali Kabuli’yi esir aldılar. Ali Kabuli önce, Bahriye şurasına getirildi. Burada serbest bırakılmasına karar verilince, askerler serbest bırakmayarak Padişahın huzuruna götürdüler. Padişah, olayın mahiyetini anlamak için, Kabuli’nin karakola götürülmesini istedi. Ancak, yolda erler tarafından öldürüldü.46

Dördüncü Gün:47 “Şeriat istiyorsunuz fakat itaatsizlikle şeriata muhalefet ediyorsunuz”

İkdam’da Bediüzzaman Said Nursi’nin bir yazısı vardı. Bu yazı ertesi gün, Mizan, Volkan ve Serbesti’de de çıkacaktı. Bediüzzaman askerlere, “şanlı asakir-i muvahhidin” şeklinde hitap ediyor ve itaat etmeleri isteniyordu. Yazıya göre, askerler milleti iki defa büyük vartadan kurtaran muhteşem kahramanlardı. Bu iki vartadan kurtuluşu sağlayan ve yüz sene içinde benzeri yapılamayan iki inkılaptan biri, II. Meşrutiyet’in ilanı, diğeri de 31 Mart olayı idi. Bediüzzaman niçin bu iki olay için de askerleri takdir ediyordu? Belki, II. Meşrutiyet’in ilanı münasebetiyle askerleri takdir etmesi anlaşılabilir; ancak, karşı olduğu 31 Mart olayı münasebetiyle niçin askerlere iltifat etmişti. İşte bunun cevabını Divan-ı Harb-i Örfi adlı eserinde açıklar. Sina Akşin, Bediüzzaman’ın Divan-ı Harb-i Örfi adlı eserindeki ifadelerini dikkate almadığı için, Nursi’nin bu yazısını, isyana müdahil olduğunu ispatlamak için kullanmıştır. Ancak, bahsini ettiğimiz eserdeki bilgileri dikkate alırsak, Bediüzzaman’ın bu iltifatları askerin “hareket ve şecaatlerinin okşa”mak için yaptığını anlarız. Böylece, ihtilalin daha “asan” geçmesine zemin hazırlamıştır.48

O gün Bediüzzaman, ulema ile beraber Harbiye Nezaretindeki askerlerin yanına gider ve onlara tesirli bir şekilde hitap eder. Nursi, bu hitabında, şeriat isteyerek şeriata muhalefet ettiklerini, bu davranışlarının dine aykırı olduğunu anlatır. Bu konuşması sonunda, sekiz tabur asker itaat eder.49

Bediüzzaman bu faaliyetleri yaparken ulemanın oluşturduğu Cemiyet-i İlmiye-i İslamiye de boş durmamakta, isyanı önleyici askerlere itaat telkin edici sözler söylemektedir. Bu amaçla, 2 Nisan 1325 tarihli bir beyanname yayınlanır. Bu beyannamede Meşrutiyetin İslamî oluşunda herhangi bir şüphe bulunmadığı ve askerlerin itaat etmesi gerektiği anlatılır. Bu beyanname 3 Nisan 1325 tarihli gazetelerde yayınlar.50

O gün çıkan Volkan gazetesinde, Hassa Ordusu kumandanı Mahmut Muhtar Paşa’nın “Umum Ordu Emri” başlıklı emrine yer verilir. Paşa, burada İttihad-ı Muhammedi cemiyeti ile irticayı ilişkilendirerek, askerlerin ilişkilerini mesafeli tutmaları gerektiği üzerinde durur.51 Derviş Vahdeti de devamında yazdığı cevapta, “Sizin mürteci zannettiğiniz İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti mukaddesesi uğrunda canlarını bir paraya bile saymak küçüklüğünde bulunmayan arslan yavrularıdır.” diyerek mukabelede bulunur.52

Hareket Ordusunun iki taburunun Çatalca’ya geldiği haberi İstanbul’a yayıldığında ortalığı heyecan kaplamış, dükkanlar kapatılmış Beyoğlu tenhalaşmıştı. Hükümet de Hareket Ordusu’nun gelişi karşısında büyük telaş ve endişeye kapılır.

Beşinci Gün:53

Hareket Ordusu İstanbul’da Çatalca’ya kadar gelmişti. Bu olay gelişmelerin seyrinde önemli etkileri olacak bir durumdu. The Times’in İstanbul muhabirine göre, Hareket Ordusu bir “blöf”tü. Zaten “Nazım ile Edhem”in bu ordunun İstanbul yakınlarında yığınak yapmasına müsaade etmeyecekleri muhakkaktı.54

O gün Derviş Vahdeti gazetesindeki başyazısında, askerlere seslenerek alaylı-mektepli ayırımını bırakmaları tavsiyesinde bulunur.55 Aynı gün Bediüzzaman Said-i Kürdi imzasıyla önceki gün İkdam’da çıkan yazı neşredilir. O gün, Serbesti gazetesinde, “Asker Kardaşlarıma” başlığını taşıyan yazı yayınlandı. Bu yazı daha önce başka gazetelerde de yayınlanan askerin iki büyük vartadan kurtardığını anlatan yazıdır.56

Dipnotlar:

33. Çarşamba, 14 Nisan 1909/1 Nisan 1325/23 Ra 1327

34. Kabine şu kişilerden oluşuyordu. Meşihat Ziyaeddin Efendi, Dahiliye Adil Bey (vekaleten), Rauf Paşa (asaleten, 16 Nisan), Hariciye Rifat Paşa, Harbiye Ethem Paşa, Bahriye Emin Paşa (vekaleten asaleten 20 Nisanda diğer bir Emin Paşa), Adliye Hasan Fehmi Paşa (15 Nisanda istifa) Şuray-ı Devlet Riyaseti Zihni Paşa (15 Nisanda istifa) Raif Paşa (16 Nisan), Ticaret ve Nafia Gabriyel Norodonkyan Efendi, Maliye Nuri Bey, Maarif Abdurrahman Şeref Bey, Orman ve Maadin ve Ziraat Mavro Kordato Efendi, Evkaf Halil Hammade Paşa. Akşin, age., s. 69

35. Serbesti, 14 Nisan 1909

36. Nursi, Divan-ı Harbi Örfi, s. 33

37. Akşin, age., s. 75

38. Vahdeti, “Halife-i İslam Abdülhamid Han Hazretlerine Açık Mektup”, Volkan, (14 Nisan 1909)

39. 31 Mart İfadeleri

40. Lutfi, “Dünkü Hal”, Volkan, (14 Nisan 1909)

41. (15 Nisan 1909/2 Nisan 1325/24 Ra 1327)

42. Vahdeti, “İnkılab-ı Şer’i”, Volkan, 15 Nisan 1909

43. Bediüzzaman Said-i Kürdi, “Lemean-ı Hakikat ve İzale-i Şübühat”, Volkan, 11, 12, 14, 15 Nisan 1909

44. Akşin, age., s. 91

45. Akşin, age., s. 95

46. Ali Cevat Bey, age., s. 60,61

47. Cuma, 16 Nisan 1909/3 Nisan 1325/25 Ra 1327

48. Nursi, Divan-ı Harbi Örfi, s. 33

49. Nursi, Divan-ı Harbi Örfi, s. 33-35

50. Serbesti, 3 Nisan 1325

51. Mahmut Muhtar, “Umum Ordu Emri”, Volkan, 16 Nisan 1909

52. Vahdeti, “Mahmut Muhtar Paşa Hazretleri”, Volkan, 16 Nisan 1909

53. Cumartesi, 17 Nisan 1909/4 Nisan 1325/26 Ra 1327

54. Akşin, age., s. 122

55. Vahdeti, “Öte, beri”, Volkan, 17 Nisan, 1909

56. Serbesti, 17 Nisan 1909/4 Nisan 1325

Yazar


Avatar