Cemal Yener Tosyalı Cad. No: 61, Vefa, Süleymaniye - Fatih, İstanbul +90 212 513 1110
Raporlar



MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI’NCA AÇIKLANAN TASLAK ÖĞRETİM PROGRAMLARI

RİSALE-İ NUR ENSTİTÜSÜ RAPORU[1]


A. Giriş
      

Sosyal, kültürel, ekonomik ve teknolojik alanlarda hızlı bir değişim geçiren ve başkalaşan dünyamızda eğitim sistemlerinin de bu değişime ayak uydurması beklenmektedir. Bu değişim karşısında çağdaş öğretim programları, beklentileri ve hedefleri farklılaşan, arzu ve emelleriyle birlikte problemleri de artan toplum ve bireylerin ihtiyaçlarına cevap verecek biçimde tasarlanmaktadır.  Hitap ettiği toplumu ve insanı anlamayan, geleceğini emanet edeceği gençlerinin maddi ve manevi ihtiyaçlarına cevap veremeyen, muhatap olduğu kitlenin potansiyelini kavrayamayan bir eğitim sistemi ise bunalımlı nesiller üretmeye mahkûmdur.

Bu değerlendirme ışığında ülkemizde ve dünyada yaşanan gelişmeler karşısında ülkemizde de eğitim ve öğretim alanında çağın ve insanın ihtiyaçlarına uygun değişikliklerin olması, eğitim öğretim programlarına yeni hedeflerin konulması zaruri bir ihtiyacın yansımasıdır. Bu bağlamda Milli Eğitim Bakanlığı’nca duyurulan yeni müfredat çalışması yaklaşım olarak olumlu arayışların neticesi olarak değerlendirilmelidir; ancak taslak müfredat programlarında yapılan değişiklikler incelendiğinde,  eğitim sistemimizdeki kronikleşmiş problemlere çare olup olamayacağı hususunda ciddi soru işaretleri bulunmaktadır.  “Bu programı revize etmede duyulan temel ihtiyacın ne olduğu, uygulanan mevcut program üzerinde bilimsel bir değerlendirme yapılıp yapılmadığı, mevcut programın uygulamaları açısından ne tür sonuçlar elde edildiği,  bu programı yapacak ve yürütecek yetkin bir ekibin kurulup kurulmadığı, programın paydaşları olabilecek alan uzmanı, öğretmen,  program geliştirme ve ölçme değerlendirme uzmanlarının yanı sıra öğrenci ve velilerin programa ne derece dahil edildiği” programın sağlıklı değerlendirilmesi ve yürütülmesi açısından cevap beklemektedir.


B. Öğretim Programları Üzerinde Genel Değerlendirme ve Öneriler 

     1. Programın Felsefesi-Genel Amaçlar 

Ülkemizde öğretim programları, Milli Eğitimin Genel Amaçları ve temel ilkeleri referans alınarak yapılır. Bu amaç ve ilkeler adeta anayasanın değişmez maddeleri gibi algılanmaktadır. Oysa bu dokümanlarda ifade edilen bakış açıları, çağdaş eğitim felsefelerine ve yaklaşımlarına uygun değildir. Bu haliyle günümüzün ihtiyaçlarına cevap vermekten uzak ve toplumsal mutabakatı sağlamada yetersizdir. Çünkü bu bakış açıları “konu merkezli, öğretmen merkezli, kişi ve ideoloji merkezli, gerçek yaşamdan uzak bir anlayışı” temsil etmektedir. Bu durum, taslak öğretim programlarının bazı yerlerinde öğrenci merkezli anlayışın esas aldığının belirtiliyor olması ile çelişmektedir. Bu bakımdan milli eğitimin genel amaçları ve temel ilkeleri çağdaş ve demokratik ve günümüz şartlarına uygun değildir. Programların zamanın ruhuna ve toplumsal gerçeklere göre hazırlanması elzemdir.

Taslak öğretim programların öğrenci merkezli anlayışla hazırlandığı söylenmektedir. Bu anlayış olumlu iken, programın Atatürkçülük ekseninde hazırlanması ve belli şahısların ve ideolojik yaklaşımların yer alması bu anlayışla çelişmektedir. Ayrıca demokratik toplumlarda, toplumun değerleri, sosyal ve kültürel yapısı, ihtiyaç ve beklentileri esas alınır.


     a. İdeolojik bakış 

Bilgi değişken bir olgudur. Buradan yola çıkarak eğitim müfredatlarının değişken olması kaçınılmazdır. Kendini yarın için yeni şeyler yapmak zorunda hisseden toplumlar gelişen şartlara göre eğitim sistemlerini yenilemektedirler. Bu anlamda değişikliğe gidilmesi olumludur; ancak ülkemizde yapılan değişikliklerin hepsinin Atatürkçülük ideolojisini esas aldığı gözlemlenmiştir. Bu olumsuzluk şu anki değişiklik için de söz konusudur. Eğitim programları değişen, yenileşen ihtiyaçları karşılayacak tarzda esnek olmalıdır. Bu bağlamda Atatürkçülük eğitim sistemini çökerten, ileriye taşınmasını engelleyen bir pranga olarak yeni değişiklikte de yerini korumaktadır. Programın genel yapısının ise  “Atatürkçülük” gibi ideolojik yaklaşımlar çıkarıldığında demokratik özelliklerinin olduğu söylenebilir.

Öğrenci merkezli eğitim yaklaşımı demokratik bir toplumun eğitim anlayışının özelliğidir; ancak demokratik toplumda her hangi bir şahsın ideolojik anlayışının öğretim programının temeline konulmuş olması demokratik toplum özelliği ve eğitimin özerkliğiyle bağdaşmamaktadır. Eğitim ortamında bilginin mutlak olmadığı, bilginin değişkenlik gösterebileceği ifade edilmektedir; ancak bu bağlamda şahıs ya da kişi eksenli bilgilerin programda yer alıyor olması bu anlayışa uygun değildir.  Günümüz eğitim anlayışına damgasını vuran çağdaş eğitim anlayışına uymayan bu antidemokratik unsurlardan arındırılması gerekir. 

     b. Seküler bakış

Taslak öğretim programının bireye kazandırmaya çalıştığı niteliklere (bilgi, beceri ve tutum)  bakıldığında seküler zihniyetten sıyrılamadığı, kazanımlar noktasında tüketime ve maddi hedeflere dayalı bir program olduğu belirgindir. Bu anlamda pozitivist ve materyalist bir arka planı olması, bireylerin manevi anlamda ihtiyaç ve beklentilerine cevap vermekten uzak, duyuşsal alan gelişimini desteklemeyen bir bakış açısı görülmektedir. Bu geçmişten günümüze değerler eğitimindeki başarısızlığın da önemli bir sebebidir. 

     c. Nasıl bir insan 

Programın felsefesi sürekli bir yenilenme, gelişme ve olgunlaşmayı ifade eden bir tanım üzerinden kurgulanmalıdır. Programın esas aldığı yaklaşım ve getirdiği yenilik net tanımlanmamıştır. Eğitimin temel felsefesi kısmında eğitimin topluma nasıl bir insan tipi yetiştirmek istediğinin net tanımlanmaması belirgin bir eksiklik olarak göze çarpmaktadır. Yetiştirilmek istenen insan tipinin toplumla ilişkisini kuran bir tanımlama olmadığı gibi, yetiştirilmek istenen bireyin özellikleri de tarif edilmemektedir.

     2. Program geliştirme modeli, ortak dil

Taslak öğretim programları bir bütün olarak ele alındığında, belli bir modeli olmadığı görülmektedir. Bu ortaklığı sağlamak ya da alanın hususiyetleri varsa ona uygun bir modelin tercih edilmesi programın anlaşılabilirliği ve uygulama birliği sağlama açısından önemlidir. Bu öğretim programlarında farklı yapı ve dil kullanımı olarak ortaya çıkmış görünüyor.

     3. Program geliştirme ihtiyacı

Bir öğretim programının geliştirilmesi için üç çıkış noktası vardır: 1) mevcut öğretim programının eksiklikleri 2) felsefi olarak görülen değişiklik 3) yeni ortaya çıkan ihtiyaçların getirdiği öğrenme alanları.


     a. İhtiyaç analizi 

Demokratik toplumlarda öğretim programları bir ihtiyaçtan doğar. Milli Eğitim Bakanlığı’nca yürütülen ve kamuoyuyla dar bir zaman çerçevesinde paylaşılan yeni öğretim programı değişikliğinin hangi ihtiyaçtan doğduğuna dair ayrıntılı ve kamuoyunu ikna edici bir açıklama söz konusu değildir. İhtiyaç belirleme süreci ve paydaşların  (öğrenci, öğretmen, veli, sivil toplum vb. ) sorulma hususunda taslak programda yeterli bir bilgi yoktur.

 
     b. Önceki programların uygulama sonuçları

Taslak öğretim programları, anlaşıldığı kadarıyla mevcut öğretim programlarının eksikliklerine yönelik bir çalışma görüntüsü verilmektedir. Ancak mevcut öğretim programlarının uygulama sonuçlarına yönelik bir çalışma yapıldığı ve ihtiyacın buna dayandırıldığına dair bir bilgi yoktur. Genel bir değerlendirme ile sahaya inmeyen, uygulama sonuçlarının görülmediği bir öğretim program revize edilmektedir.

Kamuoyuna yansıdığı kadarıyla, “basında öğretim programlarıyla ilgili eleştirilerin olması” müfredat değişikliğinin gerekçesi için yeterli değildir. Öğretim programlarına ilişkin basındaki eleştiriler müfredat değişimine temel teşkil etmemelidir. Değişiklikler, değişen dünyaya ayak uydurmak, ferdî ve toplumsal ihtiyaçlara cevap verebilmek ve bilgi, beceri ve kazanımların artırılmasına yönelik olmalıdır. 


     4. Program geliştirme ekibinin seçimi

Program geliştirme bir ekip çalışmasıdır ve süreç özelliği gösterir. Yapılan çalışmada, bilimsel ölçütleri karşılayan uzman kişilerin katılımlarının sonunda ortaya çıktığına dair bir bulgu yoktur. Eğer böyle bir ekip (alan uzmanı, öğretmen,  program geliştirme ve ölçeme değerlendirme uzmanları), yer almıyorsa ortaya çıkan üründe taslakta da görüldüğü gibi eksiklik ve tutarsızlıkları içinde barındıracaktır.  Ülkenin geleceğini etkileyecek bu tür çalışmalarda, programın paydaşları olabilecek uzmanlarından oluşan yetkin bir kadronun dahil olduğu uzun soluklu bir çalışmanın yapılması daha sağlıklı olacaktır. Programı hazırlayan komisyon listesi yer almamaktadır. Programın hangi alanlarda uzman kişiler tarafından hazırlandığı, komisyonun kimler tarafından oluştuğu açıklanmamıştır. Bu durum bilimsel çalışma ve yaklaşımlara uygun değildir.


     5. Daha önceki öğretim programlarının uygulanma problemleri

Bu güne kadarki yapılan değişikliklerin uygulamaya yeterince yansıtılamadığı eğitim bilimleri alanında yapılan araştırmalarında ortaya çıkmaktadır. Bu durum ilan edilen programların sahaya yansıtılmasında problemlerle karşılaşıldığının göstergesidir. İlan edilen muhtemel değişiklik için de aynı risk söz konusudur.

Geçmişte hazırlanan öğretim programları çağdaş eğitim felsefesine uygun olarak öğrenmeyi öğretme amacına yöneliktir. Öğretmenlerin bu programı uygulamadıkları, eğitimin temel felsefesini yansıtan “Öğrenmeyi öğretme” mantığını yansıtamadıkları yine yapılan araştırmalarda görülmektedir. Bununla ilgili ne gibi tedbirlerin alındığı ya da alınacağı, riskleri ortadan kaldırmak için nasıl bir yol takip edileceği soruları cevapsızdır. 

Önceki programlarda öğretmenlerin programa sahip çıkmadığı ve öğretmenlerin sınav piyasasının yönlendirmesi ile hareket ettiği gözlemlenmiş; programı uygulamak isteyen öğretmenlere de okul yönetimi ya da diğer paydaşlar tarafından çoğunlukla bir direnç oluşturulduğu görülmüştür. Bu riskler ortadan kaldırılmadan yeni bir programın yürürlüğe konulması mevcut eksikliklerin devam etmesini sağlayacaktır. Bu bağlamda yürürlüğe konulacak olan bu programın öğretmenler tarafından nasıl kullanacağına dair bir çalışma yapılmazsa, bu çalışmaların da beklenen başarıyı gösteremeyeceği aşikardır. 


    6. Bireye kazandırılacak nitelikler 


     a. Kazanımlar

Taslak öğretim programında yer alan kazanımlar ifade, içerdiği yeterlik ve kazandırılacak diğer niteliklerle ilişki kurulabilmesi açısından düzenlemeye ihtiyaç duymaktadır.  Bazı ders kazanımlarında, kişi ve şahısların kazanım içinde doğrudan verilmesi, kişi ve şahıs eksenli anlayışları desteklediği için “öğrenmeyi öğrenme” anlayışına terstir. Bilginin değil, onu elde etmenin, transfer etmenin, yeniden ifade etme ve üretmenin esas olduğu günümüz eğitim anlayışında bunlara yer verilmesi doğru değildir.


     b. Beceriler

Programda becerilere yer verilmesi olumlu bir durumdur. Bu durum güncel eğitim yaklaşımlarıyla uyumludur. Bazı derslerin öğretim programlarında temel becerilerin ne olduğu açıklanırken bazılarında açıklanmamıştır. Zaten çok iyi bilinmeyen beceri eğitimi açısından bu bir eksikliktir. Bununla birlikte 2004’ten bu yana ‘temel beceriler’ programlarda yer aldığı halde, uluslararası sınavlardaki soru yapılarının bu becerilerin kullanımı ile ilişkili olduğu halde bizim başarımızda bir artış görülememiştir. Bu durum, ayrıca programda yazılanların da uygulanmadığını göstermektedir. Becerilerin zenginleştirilme gerekçesi, öğrenmenin önemi hakkında yeterli bilgi olmaması uygulanma şansını da ortadan kaldıracaktır.

 

Ayrıca, kişilerin, ideolojilerin, olmazsa olmazların değiştirilemez maddelerin yer aldığı bir programda değerlerin ve becerilerin kazandırılması oldukça zordur. Bu noktada demokratik yaklaşımlara uygun tedbirlerin alınması yerinde olacaktır. 

 
     c. Değerler

Programda değerler eğitimine yer verildiği görülmektedir; ancak bu değerlerin kazandırılmasıyla ilgili olarak da gerekli yönlendirme ve ilişkilendirmelerde eksiklikler olduğu görülmektedir.  Bazı programlarda kazanımlar değerlerle ilişkilendirilmiş, bazılarında ise ilişkilendirilmemiştir. Bu durum, programın öğretmen tarafından anlaşılmasını ve uygulanmasını zorlaştırmaktadır.

 

Öğretim programlarının genelinde değerler eğitimine yer verilmiş olması olumlu bir durumdur. Daha önceki öğretim programlarında da değerlere yer verildiği halde değerlerle ilgili yapılan araştırmalarda öğrencilere değerleri kazandırma hususunda başarılı olunamadığı görülmüştür. 


     d. Disiplinler arası ilişki

 

Günümüz eğitim anlayışında bilgilerin parçalara ayrılması ve bireylere öyle kazandırılma çabası, varlık, anlam ve yaşam bütünlüğü açılarından olumsuz sonuçları olduğundan disiplinler arası yaklaşımlar önem kazanmıştır. Taslak öğretim programlarında buna yeterince yer verilmemesi ciddi bir eksikliktir.


     7. Programın uygulanmasına yönelik açıklamalar

Her ne kadar yapılan araştırmalar öğretim programlarında meydan gelen değişikliklere öğretmenlerin çok dikkat etmediği/edemediği, hala eski alışkanlıkların devam ettiği/etmek zorunda kalındığı bilinse de, bir programın nasıl uygulanacağı konusunda ilgililerin bilgilendirilmesi gereklidir.

     a. Programın getirdiği farklılık

Taslak öğretim programlarında, yapılan değişikliklerin ne olduğu, ne anlam geldiği, farklılıkların neler olduğu konusunda açıklamalara yeterince yer verilmemiştir. Bu uygulanma şansını azaltan önemli bir problemdir. Neden ihtiyaç duyulduğu, hangi beklentileri karşılayacağının umulduğu gibi bilgilerin farkındalık açısından önemi büyüktür.

     b. Öğretmenin rolü

Öğretmenin yapılan değişiklikleri, nasıl anlayıp uygulayacağına dair açıklamalar konulmalıdır.  Öğretmenin bunu nasıl kullanılır hale getireceği net belirtilmemektedir.  Çoğu öğretmen çeşitli nedenlerle öğretim programlarına ulaşamazken, bir kısmı da anlayamadığı için uygulama şansı bulamamaktadır. Bu etkinlikleri uygulayacak öğretmenlere ilişkin bir çalışma yapılması gerekmektedir.

Programın en önemli noksanlarından biri programı uygulayacak olan öğretmenin nitelikleri ile ilgili bir öngörüye sahip olmamasıdır. Programı uygulayacak ve ileriye taşıyacak öğretmen tipine dair yeni yaklaşımların sunulması programın uygulanma şansı için önemli adımlardan biridir.

Bir öğretim programında rehberlik anlayışına yer verilmesi olumludur. Program öğretmene bir öneride bulunarak öğrencilere rehberlik yapmasını ön görmektedir; ancak öğretmenin bu konuda yeterliliği, azmi, çalışma şartları vs. teori ile uygulama arasındaki boşluğu derinleştirmektedir. İlgili başlıklar altında sunulan bilgiler öğretmenin rehberlik yapabilmesine yetecek düzeyde değildir.


     c. Öğrenciden beklenen

Öğretim programları, geleceği teslim edeceğimiz bu günün öğrencileri içindir. Taslak programda, bu programın öğrenciye nasıl bir rol yüklemektedir. Öğrenci merkezli denildiğinden, öğretmenler, uygulayıcılar bundan ne anlayacaklar ve öğrenciler için neler değişecek olduğunun yer alması uygun olurdu.


     d. Ölçme değerlendirme ve merkezi sınavlar

Programda ölçme ve değerlendirme amaçlarının verilmiş olması olumlu ve farklı değerlendirme türlerine yönelik önerilerde bulunulması önemli bir yaklaşımdır; ancak geçmişte olduğu gibi bunların uygulamaya dönüştürülememesi riski bulunmaktadır. Çünkü eğitim kurumlarında bir üst kuruma geçiş, hala sınav odaklı bir anlayışla yapılmaktadır. Sınav merkezli anlayış da, piyasada oluşan, eğitimsel anlayıştan uzak, zahire hitap eden ekonomik temelli düzenlemelere göre şekillendiği için, yapılan öğretim programı değişiklikleri alana inmeden, bu yapı içinde yok olup gitmektedir.

Taslak öğretim programında, verilen ölçme ve değerlendirme bilgilerinde, merkezi sınavlara öğrencilerin hazırlanmasında programın olumlu katkıları, aksi uygulamaların ne gibi olumsuz eğitimsel sonuçlar doğurduğuna yönelik açıklamalara yer verilmesi gerekir.


C. Taslak Öğretim programının başarılı olmasına yönelik öneriler 


     1. Deneme uygulaması ve değerlendirme

Bu programın ön uygulamasının yapılmadan ülke genelinde uygulanması sakıncalıdır. Bu programlar Türkiye’de genel uygulamaya konulmadan önce pilot bölgelerde ön uygulamalar yapılmalı, sonuçlar değerlendirilerek ülke geneline uygulanmalıdır. Bu işlem ciddi, gerçekçi bir şekilde yapılmalıdır. Programın hemen uygulamaya konulması gibi bir acelecilik doğru değildir.


      2. Öğretim materyalleri, ders kitabı

 
     a. Okul ortamında hazırlanabilecek materyaller

Öğretim programlarında değişiklikler olması kendi içinde farklılıkların varlığını gerektirir. Bu farklılıkların uygulayıcılara iyi ulaştırılması gereklidir. Öğrenci merkezli anlayışlar öğretim materyallerinin zenginleştirilmesini ve aktif olarak kullanılmasını gerekli kılar. Yapılan değişikliklerde öğretmenler, genel olarak “imkansızlık ve bölgesel farklılıklardan dolayı” programın her yerde uygulama şansının olmadığı (her yer için buna gerekçe de bulunur) gibi bir problemin varlığına sığınırlar. Bu nedenle, programın getirdiği yeniliklerin okullar bazında nasıl yapılabileceğine, bu bağlamda hangi materyallerin nasıl ve nereden elde edileceğine yönelik önerilere yer verilmesi önemlidir. Taslak programlarda böyle bir bilgiye yer verilmemiştir.


     b. Ders kitapları ve bağlı araçlar

Ders kitapları Bakanlığın belirlemiş olduğu Yönetmelikler çerçevesinde hazırlanır ve öğrenciye ulaştırılır. Bu süreç emek isteyen bir süreçtir. Okullarda en çok kullanılan ders araçları ders kitaplarıdır. Bu sınav düzeyinde olan öğrenciler için ise yardımcı kaynak ve test kitaplarıdır. Ders kitaplarının öğretim programını yansıtacak düzeyde olması gerekir. Bunun için hazırlama ve inceleme komisyonları çok önemlidir. Gerçekten program ve tasarım konusunda uzmanlardan oluşmalıdır.

Programa uygun ders araç gereç ve materyalleri hazırlanırken seküler anlayıştan uzak şekilde hazırlanması yerinde olacaktır. Fen ve din ilimlerinin içeriklerinin etkinliklerde yer alması mutlaka sağlanmalıdır. Bilgi çağında yetişen yeni nesillerin kendilerine hiçbir fayda sağlamayacak malumat yığınlarından kurtularak kendilerine yararlı olacak ve mutlu edecek bilgilere ulaşmasının yolları aranmalıdır. 

Özellikle son program değişikliklerinde ortaya çıkan etkinlikler, değerler, beceriler öğretim programında yer aldığı düzeyde olup olmadığına dikkat edilmelidir. Değerler ile ilgili verilen etkinlikler seküler anlayıştan kurtarılmalı, dini bilgiler ile bilimsel bilgilerin ortak noktaları ortaya konulmalıdır. Değerlere yaklaşımımız bize ait olmalı kendi kültür ve inançlarımızı yansıtmalı, gelenekten beslenmelidir.  Bu bağlamda yeni bir medeniyet paradigmasının sunulabilmesi açısından İslam medeniyetinin temel yaklaşımlarından biri olan Marifetullah anlayışı öne çıkarılmalıdır. Marifetullah eğitiminin verilebilmesi için Bediüzzaman Said Nursi’nin kavramlaştırdığı mana-i harfi yaklaşımı önem kazanmaktadır.


     3. Öğretmen eğitimi ve motivasyonu

Programın uygulayıcısı konumundaki öğretmenlerin mevcut programı uygulamaya kalktığında daha çok çalışmak zorunda kalacakları aşikardır. Öğretim programlarındaki anlayış ve değişiklikler konusunda öğretmenler bilgilendirilmeli ve hizmet-içi eğitime alınmalıdır. Öğretim programlarında programın uygulanmasıyla ilgili yeterli açıklamalar verilmesi yetmez; ayrıca, yapılan değişikliğe inanan ve mantığını kavramış eğitimciler tarafından her ilde öğretmen eğitimleri yapılmalıdır.

Uygulama ile ilgili önerilerin gerçekleştirilmesinde idari güçlükler ve yasal engellerle karşılaşılmaktadır. Bu engelleri aşacak alt yapı oluşturulmalı ve idari tedbirler alınmalıdır. Bu konuda il, ilçe ve okul düzeyinde idareciler de gerekli eğitimi almalıdırlar. Bu bağlamda öğretmenin idealizmine yakışan maddi ve manevi motivasyon unsurlarıyla ilgili tedbirlerin alınması zorunludur.


     4. Zorunlu ve Seçmeli Dersler 

Eğitimi sistemimizin en büyük eksikliklerinden biri ihtiyaç merkezli eğitimin olmayışıdır. Sadece dünyevi maksatlara yönelik bir eğitim tasarlandığı için, maddi hedeflere odaklı bir eğitim sisteminin gençliği mutlu etmediği görülmektedir. Temel bilgi, beceri ve tutumları kazandıracak zorunlar dersler dışında öğrencilerin ve toplumun ilgi, ihtiyaç ve beklentilerine yönelik seçmeli derslere yer verilmelidir.

Gençliğin manevi ihtiyaç hissini tatmin edecek, onları manevi anlamda da doyuma ulaştıracak bir sistemin tasarlanması zaruridir. Seçmeli derslerle gençlerin manevi ihtiyaçları giderilebileceği öngörülmektedir.  Bu da ciddi bir ihtiyaç analiziyle ortaya çıkarılabilir.


D. GELECEĞE ÖNERİ

 
     1. Nasıl bir insan 

Gençliğimizin her alanda yok eden uyuşturucu, alkol, hazcılık gibi problemlerin aşılabilmesi için tasarlanan programların okul dışında ne yapabiliriz sorusuna da cevap verir nitelikte olması beklenmektedir. Bunlarla ilgili bilgi ve yöntemlerin de öğretim programlarına dahil edilmesi gerekir.  Salt okul eğitiminin geleceğimizi kurtarmaya yetmediği aşikardır. Var olan paradigmanın güncellenerek okul ortamını bireyin sosyal ve manevi hayatı ile birleştirecek yeni yöntemlerin uygulanması gerekmektedir. 

Eğitim sistemimizde mevcut olan problemlerin ortadan kaldırılmasının yolu ‘iman merkezli eğitim’  anlayışının benimsenmesi olacaktır. İman dersinin verilmesi eğitim sistemimizin önceliği olmalıdır. Bu noktada hem dünyada hem ahrette imanda bir lezzet olduğunu göstermek metodu uygulanabilir. Bu manada okulda disiplin problemleri için de bir çözüm yolu olarak görülebilir.

Bireye verilen bilgi beceri ve tutumlar sadece seküler bir anlayışla değil imani bir perspektifi de içerecek bir şekilde ders kitaplarında alternatifler şeklinde konulmalıdır.


     2. Ne öğretelim

Yapılandırmacı eğitimde bilgi mutlak değildir. Bu anlayışta hangi bilgiyi verdiğimiz değil verilen bilginin neye hizmet ettiği önem kazanmaktadır. Verilen bilgilerin yarınları bize nasıl yaşatacağı,  nasıl daha güzel hale getireceği yapılandırmacılığın temel esaslarından biridir. Mutlak olmayan bir bilgiyi mutlak bilgi gibi vermeye çalışmak uygulama açısından bir eksiklik olarak göze çarpmaktadır. Bilgiyi vermek üzerinden kurgulanan öğretim programları geçerliliğini yitirmektedir. Çağdaş ülkelerin sürekli program değişikliğine gitmesi bu nedenledir. Bu “gerçek bilgi Allah katındadır” anlayışı ekseninde ele alınabilir.
  

Yine bu bağlamda bir toplumun idaresi için hürmet, emniyet, haramdan çekinmek, merhamet, serseriliği bırakıp itaat etmek olguları değerler eğitimi kapsamında düşünülmelidir.  Bu beş değer, eğitim sisteminin olmazsa olmazı olarak ele alınmalı ve öğretim programlarının içine dahil edilmelidir.

Bediüzzaman Said Nursi’nin otuz yıllık tahsilinin neticesi olarak ifade ettiği  “mana-i harfi, mana-i ismi, niyet ve nazar” vurgusu eğitimin kazanımları noktasında ufuk açıcı bir hedef olarak algılanmalıdır. Kendisine “muallimlerimiz bize Allah’tan bahsetmiyorlar” diyen lise talebelerine “Okuduğunuz fenleri dinleyin” diye cevap veren Bediüzzaman Said Nursi’nin fenleri lüzumsuz, faydasız malumat yığınlarından kurtaran yaklaşımı materyalist yaklaşımların pençesinde kıvranan gençliğimiz ve eğitim programları için yol gösterici niteliktedir.

Eğitim öğretim programlarında disiplinler arası bir yaklaşımla fen ve din alanındaki bilgiler birlikte sunulmalı, bütün dersler marifetullah ilminin başlangıcı olarak ele alınmalıdır. Bunların birlikte zikredilmesi bütünlüğü sağlayacaktır.

İnsan olmak, hak özgürlük ve sorumluluk gibi ünite başlıklandırmaları bilimsel yaklaşımların sunduğu birlikte yaşama kültürü anlayışına uygundur. Kanun hakimiyeti, meşveret vb. kavramlar, ortak değerler olarak bütün programların içinde olmalı ve özümsenmelidir. Demokratik kültürün oluşması bu yolla mümkün olabilecektir.

Mevcudata mana-i harfi ile ya da mana-i ismi ile bakmak arasındaki farktan yola çıkarak hayat ve iman ilişkisini dikkate alan yaklaşım kamil bir gençliğin yetişmesinin önünü açacaktır. Fertlerin sorgulayıcı olması açısından niçini sorgulayan bireyler oluşturmak bizi bilgi çöplüklerinden kurtaracaktır.

Öğretim programlarında ırkçılığı esas alan kelime ve kavramlardan kaçılmalı, bunun yerine insan kardeşliği ve insaniyet, fedakarlık gibi kavramlara yer verilmelidir. Ana dil eğitiminde temel beceriler kazandırılırken kültürel zenginliğimizi kazandıran kelime zenginliğini karşılayacak metinler ele alınmalı, ideolojik metinlerden ve ideolojiye ait dilden uzaklaşılmalıdır. Kültürel dile yönelmeli, seçmeli dil dersleri artırılmalıdır. 

Seküler yaklaşımla hazırlanan eğitim programlarında hazcı ve egosit bir yaklaşımla kendine bakan fertler pragmatik bir yaklaşımla kendi menfaatine yaramayan bilgiyi boş malumatlar olarak algılamaktadır. Bu bağlamda malumat yığınlarının marifete geçişini sağlayacak düzenlemeler yapılmalı, öğrencilerin manevi gelişimine katkı sağlayacak tedbirler alınmalıdır. Zira materyalist yaklaşımlar insanın kemalata ermesinde yetersiz kalmakta, iç huzuru bulamayan, mutsuz genç tipinin yetişmesine neden olmaktadır.  

Disiplinler arası yaklaşım esas alınmalıdır. Öğretim programları bir birine yakınlaştıran disiplinler birlikte değerlendirilmeli, bunların birbirinden yararlanmaları sağlanmalıdır. Hayatı anlamlı hale getirmek için, hayatın manası nedir? gibi konuların öğretim programlarında tartışılıyor olması gerekir. Hayat bilgisinde hayatın amacı nedir? gibi konuların işlenmesinde fayda olacaktır.

Kavramlara doğru anlamı yükleme ve uygun yerlerde kullanmaya ilişkin beceriler öğretim programlarımızda eksik kalmaktadır. Kavramları anlama, doğru kullanma becerilerinin öğrencilere kazandırılması önemsenmelidir.

Eğitim sistemimizin öğretme öğrenme süreçleri boyutunda de bir eksiklik olarak göze çarpan temsil, örnekleme ve ilişkilendirme metotlarının yaygınlaştırılması gerekir. Bireyi zorlamayla bir şeylerin kazandırılması yerine, bireyin ikna edilmesi yolu tercih edilmelidir.

Programda farklı derslerde ‘değerler’ başlığı altında değerlerin listelendiği görülmektedir. Bu değerler listesi dersler arasında ortaklaştırılarak ortak bir zeminin yakalanması gerekmektedir. Mesela fen ilimleri din ilimlerinin değerler noktasında yakınlaştırılması gençlerin bütüncül olarak kainatı ve hayatı okumalarının önünü açacaktır.


     3. Nasıl bir sistem

Eğitim sisteminde yapılacak köklü değişiklikler siyasi bir erkin istediği doğrultusunda değil, ortak toplumsal bir zeminde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bütün paydaşların ortak katkısı, çabası ve bilinciyle eğitimde başarılı değişiklikler yapılabilir. Bu bağlamda ortak toplumsal zemini oluşturacak ve eğitim faaliyetlerini devlet politikası haline getirecek daha sağlam adımlar atılmalıdır. 

Başarılı, üretken bir eğitim sisteminin demokratik ortamlarda şekillendiği bilinmektedir. Demokratik kültürün yerleşmesi, çoğulcu anlayışın benimsenmesi, ihtiyarı elden almayan, akla kapı açan bir anlayışın benimsenmesi gerekmektedir.


     4. Nasıl öğretmen

Genel olarak bu tür programlarda öğretmen boyutunun her zaman eksik kaldığı gözlemlenmektedir.  Öğretmen yetiştirmeye yönelik çalışmaların yapılmaması ya da yapılan çalışmaların yetersiz olması, altyapı, bilgilendirme vb. noktalardaki eksiklikler programların başarısızlığına sebep olmaktadır. Bu tür programların başarısı için öğretmen eğitimi ve motivasyonu göz ardı edilmemelidir.

Öğretmen, öğrenciyle “ders arkadaşı, öğrenme arkadaşı” anlayışına uygun, öğrenci merkezli öğrenmeyi esas alan bilgi, beceri ve donanımlarla mesleğe dahil edilmeli, halen meslekte olanlar da çok hızlı bir şekilde bu anlayışa uygun hizmet içi eğitim yoluyla yetiştirilmelidir.



E. SONUÇ

Eğitim araştırmalarına göre, idareci ve program gibi eğitimin temel unsurlarda yapılan değişikliklerle başarının artmadığı aksine geriye gidişin olduğu belirlenmiştir. Önemli olan değişiklik yapmak değil, değişikliklerin ihtiyaca göre demokratik bir bakış açısıyla yapılması, yapılan değişikliklerin uygulamaya yönelik olması ve takip edilmesidir.


[1]Bu rapor Risale-i Nur Enstitüsü Akademik Kurulu’nun eğitim uzmanları tarafından hazırlanmıştır.

 

0

Etkinlikler, Risale-i Nur Kongresi

DAVET MEKTUBU


Risale-i Nur Enstitüsü’nce her yıl yapılmakta olan Risale-i Nur Kongresi’nin 12.’si  25-26 Mart 2017 tarihlerinde  İstanbul’da gerçekleştirilecektir. Kongre’nin konusu olarak belirlenen “Risale-i Nur’a Göre Hukukun Üstünlüğü ve Adalet Ekseninde Din-Devlet ve Cemaat İlişkileri” başlığı altında beş masa çalışması düzenlenecektir. okumaya devam et

0

Risale-i Nur Kongresi

Said Nursi’nin Medeniyet Anlayışı

 

Risale-i Nur Enstitüsü olarak her yıl yapmakta olduğumuz Risale-i Nur Kongresi’nin yedincisi 23-25 Mart 2012 tarihlerinde Saraybosna’da Uluslararası Saraybosna Üniversitesi ile birlikte gerçekleştirildi. Kongre’nin konusu olarak belirlediğimiz ‘Said Nursi’nin Medeniyet Anlayışı’ başlığı altında ve aşağıda belirtilen hususlar ışığında beş masa çalışması yapıldı.

***

Düşünce tarihi boyunca çok farklı algılamalara ve tanımlamalara konu olan medeniyet kavramı; şehirlilik olgusuyla birlikte sosyal, siyasal, ekonomik, teknik, sanat ve estetik gibi alanlarla ilgili gelişmişliği ifade etmek için kullanılageldi. Kavramın etimolojik kaynaklarına ulaşmak ya da kavram üzerinde yürütülen entelektüel tartışmaları yeniden gündeme getirmekten ziyade, birçok alanda yeni yeni krizlerle karşı karşıya olan insanlığı huzura kavuşturabilecek yeni bir medeniyet anlayışının izlerini sürmek bu kongrenin temel amaçlarından biridir.

Bediüzzaman Said Nursi’nin Balkan seyahatine tekabül eden 1912 yılı, Osmanlı’nın iktisadi, askeri, sosyal ve kültürel alanlarda büyük sıkıntılar yaşadığı bir dönemdir. Bu yıllarda Batı’ya açılan kapılarını kaybeden Osmanlı, Batı’dan gelen pozitivist akımlara kapılarını açarak kültür ve medeniyet sahasında buhranlarla tanışmıştır. Bu buhranların özünde yatan, dini ve metafizik değerlerden arındırılmış maddeci-pozitivist medeniyet anlayışı, birkaç asrı aşan hakimiyetinden sonra yıkıcı sonuçları itibariyle yeniden tartışılmaya başlanmıştır.

Çağımızın ilahi mesajlardan arındırılmış seküler medeniyet anlayışı, farklı alanlarda problemler yumağı içinde kıvranan bir dünya fotoğrafı sundu. Günümüz insanı bilim ve teknolojide akıl almaz derecede ilerlemesine ve maddeten istediklerini elde etmesine rağmen varlığın anlamını yitirerek iç dünyasında geriledi. Ahlaka, iyiye ve güzele dair temel değerlerini kaybederek para, güç, kariyer ve sefahetin pençesine düştü. Hazcılık ve faydacılıkla sefihleşen, bencilleşen insanlık sosyal, kültürel ve ekonomik krizlerle karşı karşıya kaldı. Bediüzzaman’ın ifadeleri ile geçmiş asırların tüm vahşetini bir defada kusacak kadar vahşileşen insanoğlu milyonlarca insanın ölmesine yol açan savaşların müsebbibi olarak barbarlaşırken barış iklimlerini tehdit eden şiddet ve terör gibi olguları yaygınlaştırdı.

Bugün düşünürler tarafından tartışılan en önemli hususlardan biri insanlığın geleceğine dair teorilerdir. Yol ayrımında bulunan insanlık ya yoksulluk, savaş ve adaletsizliğin hakim olduğu, ahlaki değerlerden yoksun bir meta düzenini devam ettirecek ve erken bir kıyametin kopmasına yol açacak bir medeniyet anlayışında ısrar edecek ya da tüm insanlığı huzura kavuşturacak, evrensel değerlerle bezenmiş, hak, adalet, yardımlaşma, dayanışma ve kardeşlik ilkeleriyle birlikte barış ve sevgi toplumlarının temelini atan yeni bir medeniyeti kabul edecektir. Kur’an medeniyetini yeniden ihya çabası ikinci yol için önem kazanmaktadır. Bu bağlamda Bediüzzaman’ın Kur’an medeniyeti açılımı ve bu medeniyeti ihya çabası insanlığın huzurlu geleceği açısından anlaşılmayı beklemektedir.

Risale-i Nur Enstitüsü olarak, dikkat çekmeye çalıştığımız hususlardan hareketle, hatalarından ders alma istidadındaki insanlık için varlığını anlamlandırabileceği, yaratıcısıyla ilişkilerini tamir edebileceği, hiç bir metanın esiri olmadan hakiki hürriyete sahip olarak yaşayabileceği bir dünyanın imkanlarını araştırmayı amaçladık. Hareket noktamızı insanlığa adalet, fazilet, kardeşlik, dayanışma, hakperestlik, hakiki hürriyet, ruhsal yücelik vadeden Kur’an medeniyetinin esaslarını temellendiren Said Nursi’nin medeniyet anlayışı olarak belirledik ve aşağıda yer alan masa başlıkları, sorular ve anahtar kavramlar çerçevesinde konuyu tartışmayı planladık.

VII. Risale-i Nur Kongresi’nin, beşerin saadetine yol açan hakikatlere zemin hazırlaması; fazilet, ahlâk ve adalete dayalı bir dünya doğurmasını ümid ediyoruz.

 

Risale-i Nur Enstitüsü

 

Sorular:

 

Medeniyet nedir? Batı düşüncesinde bu kavramın yeri nedir? Düşünce tarihimizde bu kavram nasıl ele alınmıştır? Said Nursi’nin medeniyet algısının medeniyet tartışmalarındaki yeri nedir?

Said Nursi’nin ‘medeniyet-i hazıra’ olarak tanımladığı Batı medeniyetinin temel değerleri ve dayanakları nelerdir? Said Nursi’nin Batı medeniyeti için yaptığı itirazlar nelerdir ve önerdiği Kur’an medeniyetinin temel değerleri nelerdir?

Genel olarak Risale-i Nur’da medeniyet kavramına yüklenen anlamlar nelerdir?

Kur’an medeniyetinin ‘İ’lâ-i Kelimetulah’ açısından imkanları nelerdir?

Kur’an medeniyetinin tarihsel izleri için neler söylenebilir?

Cumhuriyet’in ideolojik algılarından biri olan “tek bir medeniyet vardır o da Batı medeniyetidir” şeklindeki yaklaşımların bugün için geçerliliği nedir?

Din, inanç ve medeniyet ilişkisi nedir?

Medeniyet ve terakki kavramları arasındaki ilişkiyi nasıl belirleyebiliriz?

Sosyolojik olarak, kentleşme, köylülüğün ortadan kalkması, kentleşememenin doğurduğu temel problemleri Said Nursi’nin medeniyet anlayışı içinde nasıl değerlendirebiliriz?

Medeniyet ahlak ilişkisi nedir?

Beşerin yaşama devirlerinin beşincini Malikiyet ve Serbestiyet olarak belirleyen Bediüzzaman’ın medeniyet anlayışında bu kavramların yeri nedir?

Sosyolojik olarak tabakalar arası çatışmaların önüne geçebilecek değerler nelerdir?

Huntington’un “Medeniyetler çatışması” tezi karşısında Said Nursi’nin medeniyet anlayışı nasıl değerlendirilebilir?

Türkiye’nin AB süreci yeni bir medeniyet dairesine girmek açısından neyi ifade etmektedir?

Küreselleşme olgusunun medeniyet üzerindeki etkileri neler olabilir? Kur’an medeniyeti, farklı kültür ve ideolojilerle iletişim imkânını nasıl sağlayacaktır?

Dünya barışı açısından Kur’an medeniyetinin önemi nedir?

Dünyadaki siyasal, sosyal ve kültürel gelişmeler göz önüne alındığında insanlığı nasıl bir gelecek beklemektedir?

Günümüz dünyasında hakim olmaya başlayan bürokratikleşme ve parasallaşma problemini aşabilecek temel argümanlar neler olabilir?

Kur’an medeniyetinin estetik ve sanat açısından özellikleri nelerdir?

Kültür ve medeniyet kavramları arasında ilişki nedir?

İletişim imkanlarının Kur’an medeniyetinin ihyasındaki rolü nedir?

Bilim ve teknolojik gelişmelerin medeniyet açısından ifade ettiği anlam nedir? Bu imkanların Kur’an medeniyetinin inşası açısından önemi nedir?

 

Masa Başlıkları ve Anahtar Kelimeler:

 

  1. Oturum: Hak, Adalet ve Medeniyet Masası


[hak, adalet, medeniyet, hukuk, anayasa, Batı medeniyeti, Kur’an medeniyeti, kuvvet, tecavüz, tezahüm, tevahhuş, vahşet, nefret, tedenni, tevazün, sevgi, hürmet, merhamet, temeddün, İslam ahlakı, fazilet, iman hakikatleri, hürriyet, marifet, istibdat, hürriyet-i şeriye, ila-yı kelimetullah, dünya barışı]

  1. Oturum: Fazilet, Muhabbet ve Medeniyet Masası


[fazilet, muhabbet, sevgi, medeniyet, menfaat, cidal, tenazu, çekişme, nefret, tecazüb, merhamet, şefkat, ahlak, doğruluk, dürüstlük, yalan, iki yüzlülük, ihlâs, îsar, istidad, kabiliyet, bencillik, zillet, aşk, faydacılık, iman, küfür]

III. Oturum: Sosyal Bağlar, Barış, Kardeşlik ve Medeniyet Masası

 

[sosyal bağlar, barış, kardeşlik, medeniyet, sevgi, merhamet, adalet, husumet, düşmanlık, savaş, terör, kin, nefret, zulüm, tecavüz, milliyetçilik, uhuvvet, İslamiyet, müspet milliyet, ittihad-ı İslam, hamiyet-i milliye, hamiyet-i diniye, ırkçılık, tesadüm, ittifak, ittihad]

  1. Oturum: Yardımlaşma, Dayanışma ve Medeniyet Masası

[yardımlaşma, dayanışma, kardeşlik, medeniyet, muavenet, dostluk, gönül birliği, birlik ve beraberlik, ihtilaf, tarafgirlik, kin, nifak, zulüm, hamiyet, milliyetçilik, sulh-u umumi, ittihad-ı İslam, savaş, barış, terör, refah, sevgi, cömertlik, îsar, himmet, hamiyet, hıllet, zekât, sadaka, faiz düşmanlık]

  1. Oturum: Hüda, İnsaniyet ve Medeniyet Masası


[hüda, insaniyet, medeniyet, heva, heves, arzular, hevesat-ı süfliye, hedonizm, suistimalat, israfat, hırs, haram, helal, hissiyat-ı ulviye, mesh-i manevi, nefs-i emmare, özenti, görenek, medeniyet-i zalime-i hazıra, İslami değerler, iman, ahlak, terakki, ruhi tekamül, hidayet, hürriyet, iktisat, kanaat, insaniyet-i kübra, insan-ı kâmil]

0

Risale-i Nur Kongresi

Said Nursi’nin İslam Dünyası Tasavvuru: Hutbe-i Şamiye

 

Risale-i Nur Enstitüsü olarak her yıl yapmakta olduğumuz Risale-i Nur Kongresi’nin altıncısI 19-20 Mart 2011 tarihlerinde Şam’da yapıldı. Kongre’nin konusu olarak belirlediğimiz ‘Said Nursi’nin İslam Dünyası Tasavvuru: Hutbe-i Şamiye’ başlığı altında ve belirtilen hususlar ışığında altı adet masa çalışması yapıldı.

  1. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren büyük dalgalanmalar ve değişimler yaşayan İslam toplumlarının Batı karşısında zayıflaması ve gerilemesi, bu dönem İslam mütefekkirlerinin de zihnini meşgul eden temel problemlerden birisidir. Bilhassa Osmanlı’nın zayıflayarak dağılma ve yıkılma sürecine girmesi kurtuluş arayışlarını hızlandırmış, bu durum konuyla ilgili farklı fikirlerin ortaya çıkmasına ve tartışılmasına yol açmıştır. Batı’nın kurumlarıyla birlikte taklidini doğuran bu huzursuzluk iklimi bütün İslam dünyasını sararken devlet yönetiminin bozulması, Batı’nın askeri ve teknik üstünlüğü gerileme nedeni olarak gösterilmiştir. Batı’yı her yönüyle taklit sürecini hızlandıran ve kültürel sahada köklü değişiklere yol açan Tanzimat’tan sonra pozitivist fikirlerin yaygınlaşması ise dini gerilemenin kaynağı olarak gören anlayışın güçlenmesine yol açmıştır. Buna mukabil bir kısım aydınlarla birlikte ulemanın dini değerlerden uzaklaşmayı gerileme kaynağı olarak görmesi de farklı sahalara sıçrayan tartışmaları beraberinde getirmiştir. Bu entelektüel zeminde din merkezli yoğun tartışmalar yapılmaya başlanmıştır. “Din terakkiye mani midir? İslamiyet ile modernleşme arasındaki ilişki nasıl kurulmalıdır?” gibi soruların cevapları aranmıştır.

Bu tartışma sürecine 19. yüzyılın son yıllarında katılan Bediüzzaman Said Nursi, İslam toplumlarının yaşadığı problemlere Kur’an ve sünnete dayalı orijinal çözümler önermiştir.  “Tedenni”yi İslamiyet’in düşmanı olarak gören Said Nursi, İslam toplumlarının geri kalış sebeplerini değişik yönleriyle tahlil etmekte ve çıkış yollarını göstermektedir. Bediüzzaman Said Nursi, “Ecnebiler fünun ve sanayi silahıyla bizi istibdad-ı manevileri altında eziyorlar” tespitiyle bu manevi baskıdan kurtulmanın yolları üzerinde durmuş, ilerleme yolunda farklı alanlara işaret etmiştir. Bu bağlamda “maddeten terakki”yi bu zamanın en büyük farzlarından biri olarak gören Bediüzzaman Said Nursi’nin en önemli itirazları dinin bizi geri bıraktığı şeklindeki pozitivist yaklaşımlara olmuştur. Yayımladığı makaleleri ile Batı medeniyeti ile Kur’an medeniyetini karşılaştıran Said Nursi, Kur’an’a uyulması halinde gerçek medeniyetin yaşanacağını, maddi ve manevi terakkinin hayata geçeceğini belirtmiştir.

Mehasin-i medeniyeti Müslümanlığın malı olarak ifade eden Said Nursi’ye göre ilerlemenin dindışılıkla, gerilemenin de dinle-İslamiyet’le özdeşleştirilmesi, aşılması gereken bir problematiktir. Bu çerçevede Bediüzzaman Said Nursi’nin 1911 yılında Şam Emeviye Camii’nde Arapça olarak irad ettiği Hutbe-i Şamiye İslam toplumlarını her yönüyle analiz eden bir özelliğe sahiptir. İslam toplumlarının içinde bulunduğu sosyo-kültürel ve psikolojik durumu klasik yaklaşımlardan farklı olarak yorumlayan Hutbe-i Şamiye, İslam toplumlarının gerilemesine neden olan hastalıkları teşhis etmekte ve bunları tedavi yollarını göstermektedir. Hutbe-i Şamiye, Batı karşısındaki mağlubiyetin sebep ve çarelerini araştırırken bir önceki yüzyıldaki Müslümanların genel ihtiyaçlarına hitap etmekle kalmaz, gelecek yüzyıllara da ışık tutarak İslam toplumlarının geleceğine dair yol haritasını belirler. İnsaniyet kavramına vurgu yaparak dünya barışına katkıda bulunabilecek fikirleri de içeren Hutbe-i Şamiye; İslam medeniyetini yeniden ihya sürecinde bir manifesto olarak düşünülebilir. Bu nedenle İslam dünyasının temel problemlerine ve çözüm yollarına dikkat çeken Hutbe-i Şamiye’deki fikirlerin Müslümanların gündemine sunulması ehemmiyet arz etmektedir.

Risale-i Nur Enstitüsü olarak, dikkat çekmeye çalıştığımız hususlardan hareketle, 100. yılında Hutbe-i Şamiye’yi Müslümanların gündemine taşımak ve bu hutbede yer alan fikirleri tartışmak istiyoruz. Bu kongre ile, İslam âleminde bir çok alanda yaşayageldiğimiz sıkıntıları aşabilecek fikirler sunabilmeyi, Bediüzzaman Said Nursi’nin görüşlerini, İslam toplumlarını gerileten problemler karşısındaki çözüm önerilerini bir kez daha düşünmeyi ve araştırmayı amaçlamaktayız.

Bediüzzaman’ın müjdelerini verdiği şekilde, beşerin saadetine yol açan hakikatlerin zemin bulacağı; fazilet, ahlâk ve adalete dayalı bir dünyayı doğuracağı ümidiyle VI. Risale-i Nur Kongresi’nin hayırlara vesile olmasını temenni ediyoruz.

 

                                                                                        Risale-i Nur Enstitüsü

 

 

Masa Başlıkları ve Anahtar Kelimeler:

 

  1. Masa: Ümit [yeis, ümitsizlik, emel, maddi terakki, gerileme, Allah’ın rahmeti, sevgi, hakaik-i imaniye ve Kur’aniye, temeddün, tevahhuş, vahşet, tedenni, salabet-i diniye, İslam ahlakı, iman hakikatleri, tefekkür, tedebbür, meşveret, taassub, marifet, medeniyet, fikr-i hürriyet, meyl-i taharri-i hakikat, istibdat, kötü ahlak, fakirlik, cehalet, ihtilaf, hürriyet-i şeriye, izzet-i İslamiye, ila-yı kelimetullah, dünya barışı, Batı medeniyeti, Kuran medeniyeti, meylü’l- istikmal, fecr-i sadık, şehamet-i İslamiye ]


  2. Masa: Sıdk [doğruluk, dürüstlük, toplum hayatı, siyasi hayat, yalan, iki yüzlülük, hilekarlık, dalkavukluk, tasannu, iman, küfür, garblılaşmak, siyaseti dinsizliğe alet etme, dini siyasete alet etme, tenkit, tefsik, sadakat, sıddıkıyet, nifak, kizb, propaganda, urvetü’l vüska]


III. Masa:           Muhabbet [sevgi, şefkat, merhamet, iman, adalet, ibadet, husumet, düşmanlık,  adavet, korku, kin, nefret, zulüm, tecavüz, ehl-i dalalet, dostluk, barış, huzur, mutluluk, saadet, hüsn-ü zan, su-i zan]

 

 

  1. Masa: Uhuvvet [kardeşlik, dostluk, gönül birliği, kader birliği, birlik ve beraberlik, ihtilaf, tarafgirlik, kin, nifak, zulüm, milliyetçilik, ittifak, sulh-u umumi, ittihad-ı islam, savaş, barış, terör, refah, sevgi, düşmanlık, adalet-i mahza, adalet-i izafiye, müspet hareket, müspet milliyet, hased, gıybet, iftira, emniyet, asayiş, İslamiyet]


  2. Masa: Hürriyet [İslami değerler, istibdat, tahakküm, insan hakları, hak, hukuk, vicdan, hürriyet, adalet, zulüm, eşitlik, fazilet, siyaset, devlet, meşveret, milliyet, islam kardeşliği, nemelazımcılık, tembellik, ittihad-ı İslam, ahlak-ı seyyie, yüksek ahlak, seciye-i milliye, fikr-i milliyet, esaret, nefs-i emmare, iman, şura]


  3. Masa: Hamiyet [gayret, millet, ferdiyetçilik, bananecilik, menfaat-i şahsiye, İslam kardeşliği, nemelazımcılık, tembellik, ittihad-ı İslam, ahlak-ı seyyie, yüksek ahlak, seciye-i milliye, fikr-i milliyet, meşveret, hürriyet-i şeriye, vatan sevgisi, millet sevgisi, himmet, şevk, hamiyet-i diniye, hamiyet-i milliye, ihlas]
0

Yarışmalar

Köprü Dergisi 2017 Yılı Makale İşleme Yarışması’na iştirak etmek isteyen sayın talipli!

 

Yapılması gereken bütün iş ve işlemler yarışma yönergesi ve diğer belgelerde vardır. Başlangıç aşamasında sizlere kolaylık sağlamak maksadıyla bu kısa yol haritasından istifade edebilirsiniz:

  1. Size eposta ekinde gönderilen yarışma yönergesini iyice okuyunuz.
  2. İstediğiniz bir Köprü Dergisini kendinize konu olarak seçiniz.
  3. Seçtiğiniz bu dergiyi yarışma sekretaryasının RNEank@gmail.com eposta adresine bildiriniz.
  4. Yarışma Sekretaryasınca kaydınız yapılarak size teyit iletisi gönderilecektir.
  5. Bu teyit iletisinin ekinde yarışma yönergesi, değerlendirme dosyası ve özgeçmiş formatı dosyası gönderilecektir.
  6. Çalışmalarınıza başlayınız.
  7. Bitirdiğiniz dosyaları yarışma sekretaryasının RNEank@gmail.com eposta adresine 23 Mart 2017 tarihinden önce gönderiniz.
  8. Yapılacak iş ve işlemler için yarışma yönergesini ve diğer belgeleri iyice okuyunuz. Şayet içinden çıkamadığınız bir husus yine de kalırsa yarışma sekretaryasının RNEank@gmail.com eposta adresinden sual edebilirsiniz.

 

Muvaffakiyetler dileğiyle



Genç yazarlar, her yaştan kalem erbabı, akademisyen adayları, analitik düşünürüm diyenler…
Sizi KÖPRÜ’ye davet ediyoruz!

Katılmak için tıklayınız.

*
**

Yeni Asya Vakfı

Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şubesi’nden

Yarışmaya Davet

 

Yarışmanın Adı:

Köprü Dergisi 2017 Yılı Makale İşleme Yarışması

 

Yarışmanın amacı:

Bilhassa genç araştırmacıları ve yazar adaylarını bilimsel makale okumaya, analitik düşünmeye ve akademik makale yazmaya yöneltmek. Köprü Dergisine yazar adayı yetiştirmek.

 

Yarışmanın konusu:

Yarışmanın ana konusu Köprü Dergisinin herhangi bir sayısındaki herhangi bir makaleyi işleyerek geliştirmektir.

Risale-i Nur’u akademik bir usul ve üslupla şerh etmeyi ve güncele uyarlamayı hedef edinmiş hakemli bir dergi olan Köprü Dergisi her sayısında bir dosya konusunu ele almakta ve yazarlardan bu konu ile ilgili olarak gelen makalelerden uygun görülenleri yayınlamaktadır.

Dosya konusu hakkında yazar adaylarına çağrı yapılırken gönderilmiş olan çerçeve yazısı daha sonra derginin o sayısının ilk sayfalarında da yayınlanmaktadır.

Yarışmacılar önce Köprü dergisinin herhangi bir sayısını kendilerine materyal olarak seçecekler ve bu sayıda yer alan makaleleri editörün belirlediği amaca uygunluk yönünden inceleyerek kritiğini yapacak ve puanlayacaklardır.

Yarışmacılar dergideki makalelerden birini seçerek bu makaleyi yeniden yazmak suretiyle işleyip geliştireceklerdir.

 

İştirak şartları:

Yarışmaya iştirak konusunda yaş, cinsiyet, eğitim sınırı olmadığı gibi coğrafi sınırlama da yoktur. Yarışmaya herkes katılabilir.

Seçilecek olan derginin konusu/sayısı hakkında herhangi bir sınırlama yoktur. Basılı derginin yanısıra, Köprü dergilerinin 1-126 arasındaki 126 adet sayıya, tam metin olarak  http://www.koprudergisi.com/ adresinden erişilebilir.

Yarışmacılar seçtikleri sayıdaki mevcut makalelerden birini işleyip geliştirerek hazırlayacakları yeni makalenin yayın haklarının Köprü Dergisine ait olduğunu kabul etmiş sayılırlar. 

 

Yönerge:

  1. Yarışmacılar seçtiği dergideki her bir makaleyi eleştirel bir bakış açısıyla okuyacak, aşağıdaki kıstaslar üzerinden değerlendirecek ve puanlayacaktır. Değerlendirme cetvelinin en altta bulunan kutusuna yazacaktır.

 

 

Değerlendirilen Köprü Dergisinin
Sayısı                         :

Makalenin Adı        :

Yazarı                                   :  

 

Değerlendirme Konusu:

Verilen Puan/ Tam Puan

-Risalelerdeki ilgili kısımlar tam olarak taranmış ve nazara alınmış mı? (Bu sorunun cevabında özellikle her sayının sonunda yer alan ve derginin hazırlanması ve yazarlardan yazı istenmesi aşamasında yazar adaylarına gönderilmiş olan Risale derlemelerinden faydalanılacaktır).

…/16

-Risaleleri şerh eden konu ile ilgili yardımcı kaynaklara ulaşılmış mı?

…/12

-Bilimsel yazı yazma ve atıf yöntemlerine uyulmuş mu?

…/12

-Makalenin konusu, derginin o sayısının amacına uygun mu?

…/12

-Makale ele aldığı konuyu amaca uygun olarak ve derli toplu biçimde ifade edebiliyor mu?

…/12

-Makalenin başlığı o sayının dosya konusuna ve amacına uygun mu?

…/6

-Makalenin dili ve üslubu amaca uygun mu?

…/12

-Makale yeterince özgün mü?

…/12

-Makale yabancı dillere tercüme edilmeye değer mi?

…/6

(Bu kısma değerlendirdiğiniz makale hakkındaki yarım sahife civarındaki görüşünüzü yazınız. Diğer makaleler için de bu formu kopyalayarak hepsini tek bir metin (Word) dosyasında alt alta yazınız. Bununla ilgili format dosya size başvurunuzun ardından gönderilecektir.)

 

  1. Yarışmacılar makaleler için ayrıca ortalama yarım sayfalık birer özet hazırlayacak ve makalelerin olumlu ve olumsuz yönlerini gerekçeleriyle açıklayacaktır. Bu özet değerlendirme yukarıdaki cetvelin en alttaki hücresine yazılacaktır. Bununla ilgili format dosya size eposta ile gönderilecektir.)
  2. Son olarak yarışmacılar seçtikleri dergideki bir makaleyi yeniden yayınlanacağı varsayımıyla yeni bir makale biçiminde geliştirecektir. Bu geliştirme atıfları ve kaynakları geliştirmek, başlıkları artırmak ve metni geliştirmek, yeni konular ve yeni bakış açıları eklemek şeklinde olabilir.

 

Yarışma takvimi:

Adaylar hazırladıkları dosyayı 23 Mart 2017 tarihine kadar enstitü yarışma sekretaryasının RNEank@gmail.com eposta adresine göndereceklerdir. Yarışma sonuçları Köprü Dergisi 2017 yaz sayısında açıklanacak ve başvuru sahiplerinin eposta adreslerine bildirilecektir.

 

Yarışma değerlendirme kıstasları:

Yarışmacılar eşit statüde olmayacağından yarışma kıstasları da eşit uygulanmayacaktır. Adil bir puanlama için yarışmacılar jüri tarafından özgeçmiş bilgilerine göre değerlendirmeye tabi tutulacaklardır. Değerlendirmede şu hususlar gözönünde bulundurulacaktır:

  1. Yarışmacının akademik alanı. Mesela sosyal bilimler alanında çalışanlardan daha yüksek performans beklenir.
  2. Yarışmacının eğitim seviyesi. Mesela lisans seviyesinde bitirme tezi hazırlamış olanlardan daha yüksek performans beklenir.
  3. Yarışmacının yazarlık tecrübesi. Mesela daha önce bu tür bir yarışmaya iştirak etmiş ya da Köprü ve benzeri dergilerde akademik makalesi yayınlanmış olan adaylardan daha yüksek performans beklenir.

 

Ödüller:

  1. Birinciye 1.500 TL

    İkinciye        1.000 TL

    Üçüncüye     500 TL

olmak üzere ilk üç yarışmacıya ödül verilecektir.

  1. Yarışmaya iştirak eden ve makale teslim eden adaylardan ödül almamışlar arasından çalışma dosyasını teslim sırasına göre ilk 10 (on) başvurucuya bir yıllık Köprü Dergisi aboneliği hediye edilecektir. Kendi aboneliği olanlara bunun yerine bir başka kitap yahut başka bir hediye verilmesi mümkün bulunmamaktadır.

 

SSS – SIKÇA SORULAN SORULAR

  1. Katılmaya karar verirsem ne yapacağım?

Önce dergi seçeceksiniz, Yarışma Sekretaryasının RNEank@gmail.com eposta adresine seçtiğiniz dergiyi bildireceksiniz. Bu bildiriminiz üzerine yarışmaya kaydınız yapılarak sekretaryadan teyit epostası alacaksınız. Bu eposta ekinde size yarışma yönergesi, özgeçmiş formatı dosyası ve değerlendirme dosyası gönderilecektir. Sonra, seçtiğiniz dergiyi ve sair gerekli dokümanı okumaya başlayacaksınız. Dergileri tarama, seçme ve okuma işini, basılı derginin yanısıra; Köprü’nün 46-126 arasındaki sayılarının tam metin olarak bulunduğu http://www.koprudergisi.com/ adresinden ulaşarak da yapabilirsiniz.

Önce derginin girişindeki “editör” başlıklı yazıyı dikkatle okuyunuz ve bu sayının amacını tesbit ediniz. (Köprü dergisinin genel amacının risaleleri akademik bir üslup ve yöntemle açıklamak ve güncele uyarlamak olduğunu hatırdan çıkarmayınız). Ardından derginin son kısmındaki risale metinlerini okuyunuz. Sonra editör yazısını tekrar okuyunuz yukarıdaki yönergede verilen şablon yardımıyla her bir makaleyi okuyup puanlayınız. (“altını çizerek okumak” denilen usulü uygulamanızı öneririz.)

Ayrıca her bir makale için ortalama yarım sayfalık değerlendirme yazısı hazırlayınız.

Ardından seçeceğiniz bir makaleyi geliştirerek yeniden yazınız.

Son olarak makaleler için doldurduğunuz puan tablosunu, yazdığınız özetleri ve hazırladığınız yeni makaleyi sekreteryaya ulaştırınız.

 

  1. Yarışma için hazırladığım dosyaları sekretaryaya gönderirken dikkat edeceğim hususlar ve gönderilecek belgeler nelerdir?

Yarışmacılar çalışmalarını tamamladıktan sonra elde ettikleri metin (Word) vasatındaki:

  1. Özgeçmiş (Size gönderilen formata uyunuz.),
  2. İşlenilen Makale, (Makale yazma usullerine ve atıf yöntemine uyunuz.)
  3. İşlenmiş makale dışındaki diğer makalelerin değerlendirme tablosu ve özetlerinin bulunduğu dosyayı, (Size gönderilen formata uyunuz.),

sıkıştırarak (*.rar, *.zip vb) tek bir dosya halinde yarışma sekretaryasının RNEank@gmail.com adresine göndereceklerdir:

 

  1. Jüride kimler olacak?

Jüri üyeleri, sekretarya tarafından belirlenecek.

 

  1. Jüri neye göre karar verecek?

Jüri işlenen makale dışındaki özet ve değerlendirmeleriniz ile işlenmiş makalenizi inceleyip notlandıracak ve yeni bir makale yazmakta akademik kapasitenizi ne ölçüde kullandığınıza bakarak karar verecek. Bu değerlendirmede yazdığınız metinlerin imla ve şekil kıstaslarına uygunluğu kadar muhteva itibariyle yeterli olup olmadığı da değerlendirilecek. Ayrıca akademik özgeçmişiniz de bir puanlama kıstası olacak.

 

 

  1. Bunun dışındaki sorular için ne yapmalıyım?

Öncelikle yarışma yönergesi ve sıkça sorulan soruları iyice inceledikten sonra zihninizdeki sualin cevabını bulamazsanız yarışma sekretaryasına eposta ile sorabilirsiniz.

 

Değerli Köprü dostu,

Ayrıntılar ve yarışmaya iştirak için lütfen -tercihen e-posta ile- yarışma sekretaryasına başvurunuz:

Yarışma Sekreteri: Hayati Binler

(Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Temsilciliği Yönetim Kurulu Sekreteri)

Telefon : +90 533 491 1883

Eposta : RNEank@gmail.com

0

Risale-i Nur Kongresi

RİSALE-İ NUR ENSTİTÜSÜ AKADEMİK FAALİYETLER            


Risale-i Nur Enstitüsü; Risale-i Nur Külliyatı ve müellifi Bediüzzaman Said Nursi’nin daha iyi anlaşılması ve tanıtılması için ilmi faaliyetlerde bulunmak ve bu tür faaliyetlere destek olmak amacıyla kurulmuştur. Bu amaçla eğitim, yayın ve organizasyon faaliyetlerine devam etmektedir.

Risale-i Nur Enstitüsü; yayınladığı kitap ve broşürlerle birlikte, üç aylık fikir dergisi “Köprü” ile Türkiye’nin ve dünyanın sorunlarına Risale-i Nur’un perspektifinden çözümler geliştirmeye gayret ederken; seminer, konferans, panel ve kongrelerle de Risale-i Nur’un mesajlarını geniş kitlelere ulaştırmayı amaç edinmiştir.

Said Nursi, Risale-i Nur ve Nurculuk üzerine yapılacak olan her türlü araştırma, inceleme ve yayın faaliyetlerini teşvik etmeye ve desteklemeye devam eden Enstitü, kurmuş olduğu ihtisas kütüphanesiyle de araştırmacıların ihtiyaçlarına cevap vermektedir.

Risale-i Nur Enstitüsü, bundan sonra da çalışmalarını genişleterek yürütmeyi planlamakta ve bununla ilgili çalışmalarını sürdürmektedir. Bu çalışma alanlarından biri de Kongrelerdir.

 

Risale-i Nur Kongresi

 

Risale-i Nur Enstitüsü; sosyo-kültürel, iktisadi, dini, siyasi alanlarda insanlığın yaşadığı problemlere çareler üretebilmek ve günümüz meselelerine Risale-i Nur perspektifinden yorumlar getirerek Risale-i Nur’un reçetelerini insanımıza ulaştırabilmek maksadıyla çeşitli organizasyonlara imza atmaya devem etmektedir. Enstitü tarafından her yıl düzenli olarak tertip edilen “Risale-i Nur Kongresi” sözü edilen alanlardaki sıkıntıları aşabilecek reçeteleri içinde barındırma niteliğine sahiptir.

Risale-i Nur Enstitüsü’nün 2 Mayıs 2004 tarihinde düzenlediği “Farklılıkların Buluşmasında Bediüzzaman Said Nursi’nin Rolü” konulu “I. Risâle-i Nur Kongresi” bugün gelenekselleşen bir faaliyetin ilk adımı olmuştur.

Günümüzün temel problemlerinden biri haline gelen ve dini, etnik, kültürel ve sosyal tabakalar arasındaki farklılıklardan doğan çatışmaların nasıl aşılacağı “Farklılıkların Buluşmasında Bediüzzaman Said Nursi’nin Rolü” konulu I. Risâle-i Nur Kongresi’nde tartışılmıştır. Bir arada yaşayabilmenin anahtar kavramlarından olan “barış ve hoşgörü”ye vurgu yapılan kongrede Bediüzzaman Said Nursi’nin fikirleri ışığında, farklılıklara rağmen barış içinde bir arada yaşayabilmenin imkânları gösterilmiştir.    

26-27 Mart 2005 tarihlerinde düzenlenen “II. Risale-i Nur Kongresi” ise “Bilim ve Din” ana başlığı ile düzenlenmiştir.

İnsanın yaratılışı gereği kendisini ve çevresini tanımaya çalışan ve bu amaçla inceleyip, sorgulayan bir varlık olduğuna dikkat çekilen kongrede, varlığı anlamlandırmaya yönelik sorulara cevaplar aranmıştır. Pozitivizmin temel çatışma alanlarından biri olan “bilim ve din” konusunun ele alındığı kongrede, bilim ve dinin çatışan bir özellik göstermediği, birbirini destekleyen bir mahiyet arz ettiği gözler önüne serilmiştir. Bu noktada, Bediüzzaman Said Nursi’nin akıl ve vahiy bütünlüğü içerisinde varlığı anlamlandırma yaklaşımının bilim-din çatışmalarını ortadan kaldırıp, insanlığa yeni bir bakış açısı ve çözüm yolu sunduğu deklare edilmiştir.

26 Mart 2006 tarihli “III. Risale-i Nur Kongresi”nin ana başlığı “Ahlak” olmuştur. Bugün, dünyevileşme bağlamında değerlendirilebilecek hazcılık, hırs, bencillik, kanaatsizlik ve ahlaksızlığa karşı hoşgörünün yaygınlaşması gibi hususlardan yola çıkarak “ahlak” konusunda yeni yaklaşımlar belirlemeyi hedefleyen kongre, dikkate değer sonuçlara ulaşmıştır. Bugün dünyada yaşanan ahlak krizinin İslam toplumlarından bağımsız bir olgu olmadığının dikkat çekildiği kongrede, bütün insanlığın bir ahlak krizi ile karşı karşıya olduğu ifade edilerek, İslam’ın hayatın tüm alanlarını kuşatan bir değerler sistemi sunduğu vurgulanmıştır. Bu yönüyle “III. Risale-i Nur Kongresi”, vahiy ve sünnete dönük bir hayat tarzına ve ahlak anlayışına insanlığın ne kadar ihtiyacı olduğunu gözler önüne sermekte ve Risale-i Nur’un bu husustaki katkılarına dikkat çekmektedir.

“Küresel Kriz ve Said Nursi’nin İktisat Görüşü” ana başlığını taşıyan “IV. Risale-i Nur Kongresi” ise 21-22 Mart 2009 tarihlerinde tertip edilmiştir. Bu kongrede, dünyada ve ülkemizde çok önemli değişikliklere sebep olan ve hâlâ etkileri devam eden küresel ekonomik kriz ele alınmıştır. Kongrede, insanın bitmek tükenmek bilmeyen hırsının ve sınır tanımaz hazcılığının insanlık tarihi boyunca dramatik değişikliklere yol açtığı vurgulanmıştır. Buradan hareketle, bütün dünyayı yeni bir dönemin eşiğine getiren küresel kriz, Bediüzzaman Said Nursi’nin eserlerinde yer alan iktisadi, ahlaki prensipler eşliğinde yorumlanmış ve çözüm yolları önerilmiştir.

Risale-i Nur Enstitüsü Bediüzzaman Haftası etkinlikleri kapsamında 20-21 Mart 2010 tarihlerinde de “V. Risale-i Nur Kongresi”ni “Çağımız Sorunlarına Çözüm Arayışları ve Said Nursi Modeli” ana başlığı ile düzenlemiştir.

Din ve Siyaset; Demokrasi ve İnsan Hakları; Kürt Sorunu, Dünya Barışı; Kadın ve Aile; İman, İnsan ve Ahlak; Eğitim, Kültür ve Sanat ve Gençlik başlıkları altında sekiz masa etrafında yürütülen kongre çalışmalarında, insanlık tarihinin en buhranlı dönemlerinden birinin yaşandığına dikkat çekilmiştir.  Çağımız insanının birçok alanda yaşadığı problemleri elen alan kongre, bunlara Bediüzzaman Said Nursi’nin görüşleri ışığında çözümler üretmeye çalışmıştır. Bu çözümler, insanın kendi varlığını anlamlı kılacak arayışlara cevap verebilmeye yönelik olmuştur. V. Risale-i Nur Kongresi ile bilhassa, ülkemizde yaşanan farklı sahalardaki problemlere de dikkat çekilmiştir. Kongre ile, Türk demokrasisinin temel sorunları tekrar gözden geçirilmiş, Kürt Sorunu’na ilişkin gerçekçi çözümler önerilmiş ve din-siyaset-devlet üçgeninde yaşanan düğümlenmenin nasıl çözüleceği gözler önüne serilmiştir.

 

Risale-i Nur Kongresi’nin altıncısını 19-20 Mart 2011 tarihlerinde Şam’da ‘Said Nursi’nin İslam Dünyası Tasavvuru: Hutbe-i Şamiye’ başlığı altında düzenlenmiş ve yüze yakın ilim adamının katılımıyla altı adet masa çalışması yapılmıştır. Kongre çalışmalarıyla İslam dünyasındaki büyük dalgalanmalara ve değişimlere dikkat çekilmiş, İslam toplumlarının yaşadığı temel sorunlara çözüm önerileri dile getirilmiştir. Bediüzzaman Said Nursi’nin 1911 yılında Şam Emeviye Camii’nde Arapça olarak irad ettiği Hutbe-i Şamiye’nin her yönüyle tahlilini de içeren Kongre iki günlük bir çalışmanın ardından kongre sonuç bildirilerinin açıklanmasıyla sona ermiştir. Sonuç bildirilerinde  yüz yıl önce yazılan Hutbe-i Şamiye’deki İnsaniyet kavramına dikkat çekilerek eserdeki dünya barışına katkıda bulunabilecek fikirlere vurgu yapılmış ve genel bir değerlendirme ile Hutbe-i Şamiye; İslam medeniyetini yeniden ihya sürecinde bir manifesto olarak değerlendirilmiştir.

 

Risale-i Nur Kongresi’nin yedincisi 23-25 Mart 2012 tarihlerinde Saraybosna’da ‘Said Nursi’nin Medeniyet Anlayışı’ başlığı ile düzenlenmiştir. Beş masa çalışmasının yapıldığı kongre iki gün sürmüş ve kongre sonunda sonuç deklarasyonları  düzenlenen bir panelle kamuoyuna duyurulmuştur. Çağımızın ilahi mesajlardan arındırılmış seküler medeniyet anlayışının günümüz insanını çeşitli problemlerle karşı karşıya bıraktığı ifade edilen çalışmalarda maddeten her istediğini elde eden modern çağ insanının varlığın anlamını yitirerek iç dünyasında gerilediğine; ahlaka, iyiye ve güzele dair temel değerlerini kaybederek para, güç, kariyer ve sefahetin pençesine düştüğüne dikkat çekilmiştir. Hazcılık ve faydacılıkla sefihleşen, bencilleşen insanlık sosyal, kültürel ve ekonomik krizlerle karşı karşıya kalan dünyanın bir medeniyet kriziyle karşı karşıya olduğu ifade edilerek çözüm önerisi olarak Bediüzzaman Said Nursi’nin çerçevesini çizdiği “Kuran Medeniyeti”nin temel özellikleri irdelenmiştir. Tüm insanlığı huzura kavuşturacak, evrensel değerlerle bezenmiş bir medeniyet anlayışına ihtiyaç olduğu ifade edilerek “hak, adalet, yardımlaşma, dayanışma ve kardeşlik ilkeleriyle birlikte barış ve sevgi toplumlarının temelini atan ‘Kuran Medeniyeti’ insanlığın yaşadığı krizleri aşacak bir öneri olarak teklif edilmiştir.

 

Risale-i Nur Kongresi’nin sekizincisi 30-31 Mart 2013 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirildi ve Kongre’nin konusu olarak belirlenen “İnsanlık ve Dünya Barışı için Said Nursî’nin Milliyet Anlayışı” başlığı altında beş masa çalışması düzenlendi.  19. asrın temel ideolojilerinden olan ve bugün de devam eden milliyetçilik ideolojisinin etnik aidiyetler üzerinden tanımladığı millet kavramı ve bu kavram etrafında şekillenen ulus devletler yapılanmasıyla son birkaç asra savaş, terör, kan ve gözyaşıyla birlikte  anıldığına dikkat çekilen kongrede milliyetçiliğin Müslüman toplumlar üzerindeki yıkıcı etkileri irdelenmiştir. Bu yıkıcı etkilerin nasıl giderilebileceği ile birlikte Kur’ânî bir kavram olan milliyetin yeni bir toplum inşasında yerinin nasıl belirleneceği, kardeşlik ve dayanışma odaklı bir milliyet anlayışının nasıl hayata geçirilebileceği kongrede tartışılmış bu bağlamda Bediüzzaman Said Nursî’nin milliyet kavramına çizdiği genel çerçeve belirlenerek ‘müsbet milliyet’ kavramının önemine dikkat çekilmiştir

 

Risale-i Nur Kongresi’nin dokuzuncusu 5-6 Nisan 2014 tarihlerinde İstanbul’da “Said Nursî’ye göre toplumsal hareketler ve birarada yaşama” başlığı altında düzenlendi ve konu beş masa çalışmasıyla tartışıldı. Farklı inanç, kültür ve etnik yapıları içinde barındıran toplumların birarada yaşama formülünü hangi ilkeler üzerine kuracağı modern dönemlerin genel problemlerinden birisi olduğuna dikkat çekilen kongrede İslam aleminde meydana son gelen gelişmeler nedeniyle de  farklılıkları birarada barış içinde tutabilecek çoğulcu, kucaklayıcı arayışları hızlandığı vurgulanmış ve çözüm önerisi olarak Said Nursî’nin barış, hürmet, muhabbet, hürriyet-i şeriye, hak, adalet, kardeşlik ve müsbet hareket gibi kavramlar çerçevesinde Kur’ânî bir bakış açısıyla geliştirdiği birarada yaşama prensipleri dile getirilmiştir.

 

Risale-i Nur Kongresi’nin 10.’su  28-29 Mart 2015 tarihlerinde İstanbul’da, Bir Tecdid Hareketi Olarak Risale-i Nur başlığı altında düzenlenmiştir. Günümüz İslam toplumlarının dinle bağını doğru ve aslına uygun bir şekilde kuracak imkanları tartışmak ve bu hususta Risale-i Nur’un tecdidi yönlerini ele alarak insanımıza ve genel olarak da İslam toplumlarına yol göstermek kongrenin temel amacı olarak belirlenmiş; İslam’ın özüne dair soru işaretlerinin çoğaltıldığı bir zaman diliminde dinle hayat arasında metodik ve sistematik bir ilişkinin nasıl kurulacağı, inancın hayata aslına uygun bir şekilde nasıl aktarılacağı, iman-ahlak-ibadet vb. noktalarda zaaflarla boğuşan İslam dünyasının zaaf-ı diyanetini ortadan nasıl kaldıracağı soruları Risale-i Nur’un ortaya koyduğu yöntemler açısından ele alınmıştır.

 

Risale-i Nur Kongresi’nin 11.’ si 14-15 Mayıs 2016 tarihlerinde Almanya’da, Köln’de  gerçekleştirilmiştir. Kongre’nin konusu olarak belirlenen “Doğu’da ve Batı’da Doğru İslâmiyet” başlığı altında yüze yakın akademisyenin katılımıyla beş masa çalışması düzenlenmiştir. İslâm dünyasında iç savaşlarla neticelenen kanlı facialar; barış, kardeşlik ve hoşgörü medeniyetlerinin mümessili olan bu toprakların özlenilen huzur iklimlerine nasıl kavuşturulabileceğine ve Kurani değerlerin Batı ile nasıl buluşturulacağına dair soruların sorulduğu Kongre’de asrı saadet tecrübesini günümüze taşıyan Bediüzzaman Said Nursî ve eserleri hem İslâm dünyasının hem de insanlığın temel problem ve sorularına pratik bir cevap olarak gözler önüne serilmiştir. Bediüzzaman Said Nursî’nin “doğru İslâmiyet ve İslâmiyet’e layık doğruluk” şeklinde formüle ettiği İslâm ahlak ve akaidinin doğru bir şekilde hayata aktarma pratiği hürmet, muhabbet, hürriyet-i şeriye, hak, adalet, müsbet hareket, ahlak ve fazilet gibi Kur’ânî kavramlar etrafında değerlendirilerek ‘sahih İslam’ın pratikleri gözler önüne serilmiştir.

 

Risale-i Nur Kongresi’nin 12.’si de 25-26 Mart 2017 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilecektir. Kongrenin konusu olarak belirlenen “Said Nursi’ye Göre Hukukun Üstünlüğü ve Adalet Ekseninde Din-Devlet ve Cemaat İlişkileri” başlığı altında beş masa çalışması düzenlenecektir.

 

Risale-i Nur Enstitüsü olarak, bütün insanlığı ilgilendiren problemler yumağı karşısında, tüm insanlığı kuşatıcı çözümlere Bediüzzaman Said Nursi tecrübesi dikkate alınarak  ulaşılabileceğini düşünmekteyiz. Bu bağlamda Risale-i Nur Kongreleri, insanlığı tarumar eden problemler karşısında Bediüzzaman Said Nursi’nin görüşlerini ve çözüm önerilerini bir kez daha düşünme imkânı sağlamaktadır. Bu tür çabalar, Kur’an’ın sunduğu medeniyet anlayışı ve hayat tarzının toplumda nasıl bir görünüm sağlayacağını anlamamıza da yardımcı olacaktır. 

Risale-i Nur Enstitüsü; tüm dünyayı saran ve ülkemizi krizlerle boğuşturan problemlerin, Bediüzzaman’ın müjdelerini verdiği şekilde, beşerin saadetine yol açan hakikatlere yer açacağı ve fazilet, ahlâk ve adalete dayalı bir dünyayı doğuracağı ümidi içersinde, bu tür faaliyetlerini devam ettirme azmi içersindedir. Bu tür faaliyetlerin hayırlara vesile olmasını diliyoruz.

0