Mana-i Harfi

“Antisipasyon”

Bu da DSM IV’de tanımlanan savunma mekanizması ve başa çıkma şekillerinden biridir. Katalogda geçen tanım şöyledir: “Birey, emasyonel çatışma ya da iç ve dış stres etkilerine, önceden emasyonel tepkileri yaşayarak veya olası gelecek olayların sonuçlarını bekleyerek ve gerçekçi alternatif cevaplar ve çözümler üreterek tepki verir.”

Bu mekanizma, herhalde en fazla depremlerden sonra kendini göstermektedir. Büyük sarsıntının ardından gelen artçı şoklarla ve her an zelzele beklentisi ile insanların psikolojik yapılarında büyük sarsıntılar yaşanmaktadır. Daha çok anksiyete ve panik şeklinde ortaya çıkan bu haller, kişilerde endişe, çarpıntı, tedirginlik, huzursuzluk, gerginlik, uykusuzluk, ölüm korkusu gibi duygularla kendini belli etmektedir. Kuvve-i gadabiyenin bu tarzda tezahürü Risale-i Nur terminolojisinde “endişe-i istikbal” şeklinde ifadesini bulmaktadır. Bediüzzaman, Risale-i Nur Külliyatı’nın pek çok yerinde istikbalin karanlık olduğundan, yani geleceğin özü itibariyle belirsiz oluşundan bahseder. Belirsizlik başlı başına bir tedirginlik faktörüdür.

Anne babaların çocuklarını yanlarından ayırmak istememeleri, verilerin geleceği belirsiz hale getirdiği piyasa ortamında tüccarların yaşadığı stres gibi pek çok hal, varlığın işleyişinde hissedilen geleceğin belirsizliğinden olsa gerektir. Sonucu sebebe bağlayarak, varlığın işleyişini kanunların emrine vererek rahatlama meyli bekli de insanlığın kolektif antisipasyonunun bir şekilde tezahürüdür. Yolcu ettiği çocuğunun ardından büyük bir tedirginlik yaşan anne, otobüs firmasının kalitesini, şoförün tecrübesini aklına getirerek rahatlama eğilimindedir. Diğer yandan hep kötü bir haber alma tedirginliği ile yaşar, çocuktan yerine ulaştığına dair haber gelince büyük bir rahatlık hissi duyar.

Aslında bu rahatlama hissi de bir tür antisipasyondur. Varlığa kendi namına bakıldığında sonsuz uzay boşluğunda süratle dönen bir dünya, karayolunda seyahat eden bir otobüsten daha güvenli değildir. Ancak, ayakları yere basan insanlar büyük bir emniyet hissi yaşarlar. Kolektif şuurda yeryüzünün güvenli bir zemin olduğuna dair kuvvetli bir inanç gelişmiştir ve uçağa, otobüse, trene duyulan güvensizliğe rağmen sonsuz bir boşlukta yüzen dünya güvenli olarak algılanmaktadır. Hayata güvenle bakmak isteyen, belirsizlikten kaçan ruhlar bu yöne meyletmekte, bir tür rahatlama hissi yaşamaktadır. Olmasını istedikleri şekle inanmak isteyen insanların zamanla bu inançları, gerçeklik anlayışına dönüşür. Bu, varlık aleminin tehditlerine karşı ruhun ayakta kalabilmesi hikmetine binaen verilmiştir. Ancak istikametinden ya da vasat mertebesinden saptığında ya büyük bir korku, anksiyete ve panik bozukluk zemini olur ya da iflah olmaz bir gaflete sebep olur.

Antisipasyona en çok başvurulan durum ise ölüm olgusunun hatırlandığı zamandır. Ölümün geleceğini önceden sezen ve çevredeki örneklerle bu sezgisi kanaate dönüşen insan, gelmeden önce ölüme karşı bir savunma mekanizması geliştirmek ister. Bu noktada antisipasyon şeklinde adlandırılabilecek bir mekanizmanın adı “tul-i emel”dir. Yani, dünyayı kalıcı olarak algılamakla, ebedi bir alemde yaşadığına kendini inandırmakla, çevrenin kalıcılığı ve sürekliliği içinde algıladığı benliğini, bir his yanılması içinde kalıcı zannetmekle, istikbalde bekleyen ölüm tehlikesine karşı kendini korumaya çalışır. Cenaze merasimleri, tabut görüntüleri ise bu savunma mekanizmasının çarkları arasına çomak soktuklarından büyük tehdit ve stres unsurlarıdırlar. Bu durumda görmemek, hatırlamamak, uzağında durmak gibi kaçış şeklinde savunma mekanizmaları devreye girer. Kaçamayacak kadar yakında cereyan eden olaylar için sarhoş olma meyli şiddetlenir. Bu tarz bir savunma yolunun nihai noktası, intihar şeklinde ortaya çıkmaktadır. Kaça kaça uçurumun kenarına kadar varan bir insanın, kurtuluş arayışı içinde vereceği en kötü ve kontrolsüz karar, kendini uçurumdan aşağı atmaktır. Kurtuluşu kendi sonunu hazırlamakta gören bir yaklaşım; çaresizliğin, ümitsizliğin, dayanaksızlığın ve bütün bunlara karşı yalnızca benliğe dayandırılmış zayıf kişiliğin anaforunda oluşan ve içinden çıkılamaz hale gelen bir girdap olmalıdır.

En sağlıklı, istikametli, kuvve-i gadabiyenin vasat mertebesinde yer alan antisipasyon yolu ise “kadere iman” olmalıdır. Geleceği karanlık, halini ümitsiz hisseden insanın acz ve fakr ile yaralı ruhuna en etkili ilaç; her şeyin kontrolü elinde, bütün mevcudatın dizgini kabza-i tasarrufunda, kudreti ve hikmeti ile varlığın en inceliklerine nüfuz etmiş Kadir-i Küll-i Şey’e dayanmak olabilir. Bunun neticesi kontrolsüz ve istikametsiz bir kaçış değil, sonsuz bir kudrete ilticadır. Gelecekle ilgili karanlık görüntü ve belirsizlik hali, Rabb-ı Rahim’e yönelişle; O’nun rahmetinin aydınlığında bir ferahlık, emniyet, huzur ve ruhları okşayan bir ılık mevsime dönüşür. Kendini savunmak uğruna dar bakışı ile geliştirdiği mekanizmalar yerine, nefis ve malını Allah’a satmakla, bütün emanetini teslim edebileceği en emin yere yönelmenin huzurunu yaşar ve gelecekten emin olur.

Yazar


Avatar